Korku Zalimlere Haysiyet Bize
Bismillahirrahmanirrahim Bu, babam hakkında verilen dördüncü müebbettir. Tunus tarihinin farklı dönemlerinde, farklı iktidarlar tarafından verilen dört müebbet… Bu iktidarların her biri son sözün kendisine ait olduğunu…

Bismillahirrahmanirrahim
Bu, babam hakkında verilen dördüncü müebbettir. Tunus tarihinin farklı dönemlerinde, farklı iktidarlar tarafından verilen dört müebbet… Bu iktidarların her biri son sözün kendisine ait olduğunu sanmış; muhalifini diz çöktürebileceğini ya da onu hafızalardan silebileceğini düşünmüştür.
Bugün beni yaralayan şey, hükmün kendisinin ötesinde: satırların arasından sızan o muazzam nefret yükü… Sanki istenen şey, adından ve sesinden bunalan bir iktidarın muhalifi hapsettirmesi değil; bir fikri cezalandırmak, bir hafızayı silmek ve Tunus’un bugün gelip dayandığı bu noktanın çok daha iyisini hak ettiğine hâlâ inanan herkese bir mesaj iletmektir.
Oysa hiçbir mahkeme kararının silemeyeceği bir paradoks var. Bu denli acımasız yollara başvuran rejimler dışarıdan güçlü görünebilir; ama aslında derin bir korkuyu ele verirler. Sözden, görüşten, hafızadan korku… Tutsak olduklarında bile haksızlığa direnen kahramanların simgesel değerinden korku.
Bugün yüreğimde derin bir sızı var. Bir tutsağın kızının sızısı… Bu son hükümle birlikte 1987’deki ilk müebbet hükmünü hatırlıyorum (Burgiba’nın onaylamadığı o kararı) … Ve aynı anda yüreğimde derin bir öfke de var… Çünkü evlatları özgürlük ve adalet düşüyle büyüyen bir ülke, bugün zulmü sıradan günlük bir haber (un fait divers) gibi kabullenmeye itiliyor.
Bununla birlikte, dün geceden bu yana üzüntü ve öfke arasında gidip gelen duygularımın ardından günün sonunda zihnime kazınan şey ne hükmün metni ne yılların sayısı ne de onu gerekçelendirmek için öne sürülen saçma iddiaların acımasızlığıdır.
Babamın, adaletin tüm koşullarından yoksun biçimde zorla tutulduğu o hapishanede bu hükmü nasıl karşıladığını hayal etmeye çalışıyorum… Onu, alışkanlığı üzere gülümseyerek, iktidarın kendi karanlığı ve kin körlüğü içinde çırpınırken göremediği o uzak ufka bakarken görüyorum. Bu yüce mertebe, intikamda otoritenin her an daha fazla gömüldüğü ve kendi hilelerinin ipleriyle kendini boğduğu bir düşüş görüyor. Bu bilge adam, İbn Haldun’un gözüyle tarihin derinliklerine sakin sakin bakıyor; iktidarın göremediğini gördüğünde haykırıyor. Hapishanenin koridorlarında başı dik yankılanan o gür sesiyle haykırıyor:
“Direniyoruz! Direniyoruz! Direniyoruz!”
Ve o sloganı zihnimde tamamlıyorum:
Direniyoruz, direniyoruz, direniyoruz Hak ve adalet neredeyse biz de oradayız Ölümü göze alırız, alçalmayı reddederiz Direniyoruz, direniyoruz, direniyoruz!
Ne yüce insansın babam! Kırılmayan o ruhunu görüyorum. Dördüncü mübbebetin karşısında teslim olmak yerine hayatın boyunca inandıklarına daha sıkı sarılan o kararlılığını görüyorum. Allah’a olan güveninin sarsılmadığını görüyorum…
Zulüm rejimleri onlarca yıl boyunca sana sessizliği dayatmaya çalıştı. Seni yolundan; özgürlüğü, adaleti, onuru ve Tunusluların kendi kaderlerini tayin etme hakkını savunmaktan vazgeçirmeye çalıştı. Ama asla kavrayamadıkları şey şu: Hapishane insanın bedensel özgürlüğünü gasp edebilir; ama hakikati bulduğu, ona ruhu ve canıyla sımsıkı sarıldığı an ne fikrini ne de o hakikate olan sarsılmaz inancını ve gururunu söküp alabilir.
Zihnimde bu tabloyu görüyor ve ben de direnmeye çalışıyorum… Hiç kimse babasının defalarca müebbete çarptırıldığını görmeye alışamaz. Ve hiç kimse zulmün; düzmece, siyasi ve absürt yargılamaların kılıfı altında sunulmasına alışamaz.
Neredeyse sesini duyar gibiyim; hakkı haykıran, zulüm duvarlarına meydan okurken özgürlüğe seslenen:
Direniyoruz, direniyoruz, direniyoruz… Hak ve adalet neredeyse biz de oradayız… Ölümü göze alırız, alçalmayı reddederiz…
Ve hüznüm derin bir gurura dönüşüyor… İşte bu benim babam.
Rejimler değişirken, yüzler başkalaşırken, baskı dalgaları birbirini izlerken; özgürlük ve onur özlemlerinin direnişleri ve zulme, baskıya reddedişleriyle yaşamaya yemin etmiş erkekler ve kadınlar var olmaya devam ediyor. Apaçık hakikat üzere dimdik duranlar, batıla sapanların yanılgısına meydan okuyanlar.
Ve sen babam, bu direnenlerin başında geliyorsun.
İşte bu yüzden zulüm düzeni, tüm bu yıllar geçtikten sonra hâlâ seni yargılıyor. İşte yine bu yüzden, seksen beşine merdiven dayarken parmaklıkların ardından haykırdığını görüyorum:
Direniyoruz!
Yalnızca bir dönem sloganı olarak değil; bir yaşam biçimi olarak. Ve zulüm ne kadar uzun sürerse sürsün sıradan bir şey olmayacağının, özgürlüğün uğrunda her zaman direnmeye değer olduğunun bir vaadi olarak…
Müebbetlere rağmen direnen babama selam olsun. Ülkemin hapishanelerindeki direnenlere selam olsun. Bu saçma hükümlerin acısını çeken tüm tutuklu ailelerine sabırlar olsun. Ufukları doldurun: Biz direniyoruz!
Çeviren: Halil İbrahim Erol



