26 Ekim 2026, Pazartesi Tezkire Dergisi
Tezkire
Gündem

Ezher-i Şerif Nasıl Ezher-i Nâşerif Oldu?

İstanbul Yüksel İslâm Enstitüsünde okurken bir arkadaşımız sınıfta, Bekir Sadak Bey’e Ezher mezunu birinin yazdığı bir kitaptan bahsetti. Hocamız, “Ezher mezunlarını o kadar önemsemeyin!” dedi ve şunu anlattı: “Bana…

Ezher-i Şerif Nasıl Ezher-i Nâşerif Oldu?

İstanbul Yüksel İslâm Enstitüsünde okurken bir arkadaşımız sınıfta, Bekir Sadak Bey’e Ezher mezunu birinin yazdığı bir kitaptan bahsetti. Hocamız, “Ezher mezunlarını o kadar önemsemeyin!” dedi ve şunu anlattı: “Bana Ezher’de okumuş birinin yaptığı tercümeyi kontrol etmem için getirdiler. Okuyorum, ikide bir Fervid diye birinden bahsediliyor. Kim Fervid? Hiç duymadım. Yayınevinden kitabın Arapçasını istedim. Bir de baktım ki, o Fervid فرويد meğer bizim Freud’muş!”

Ülkemizdeki dev âlimlerimiz şu veya bu yolla hebâ edildiği, din eğitimi veren mekteplerin kökü kazındığı için insanımız uzun zaman Ezher mezunlarına hayranlıkla bakar oldu. Din öylesine dışlanmıştı ki, memleketimiz adeta mânevî açıdan tam bir çöle dönüşmüştü. Bir müminin yüreğini dağlayan şu hâle getirilmişti bu İslâm diyarı: Din düşmanı bir mürtet olan Turan Dursun, müftülük yaptığı yıllarda ve sonrasında, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın içinden çıkamadığı veya çözmekte zorlandığı bazı ağır, klasik Arapça metinler ve fetvalar için kendisine başvurduğunu sıklıkla dile getirirdi.

Başta sözünü ettiğim yüksek okulumuzun müdürü de bir zamanlar Ezher mezunu Ahmed Davudoğlu idi. Onu âlim olarak bilirdik. İlim adamına asla yakışmayan “Din Tahripçileri” adlı kitabı yazdığını görünce Sadak Hoca’nın “o kadar önemsemeyin!” uyarısını hatırladık.

Bütün Ezher mezunlarını aynı kefeye koyamayacağımız için her şeye rağmen Ezher’e saygımız yine de devam etti. Ne zamana kadar? Ezher-i Şerif, başörtüsü konusunda, gayri İslâmî o meşum fetvayı verene kadar!

Yaptığı yolsuzluklardan ötürü hâlen hapiste olan eski Cumhurbaşkanı Sarkozy daha önce Fransa’nın İçişleri Bakanı idi. Müslüman olmuş Fransız ailelerin kızları okullara başörtülü gitmeye başladılar. Kızlar, “Biz Müslümanız! Başörtüsü Allah’ın emri, açmayız!” diyorlardı. Birçoğu aristokrat, Fransa’nın en nüfuzlu, en itibarlı aileleri olduğu için Sarkozy ne yapacağını şaştı. Derken oryantalistler, merhum Cemil Meriç’in tabiriyle “Sömürgeciliğin keşif kolu” olan o müsteşrikler, Sarkozy’nin imdadına yetişti. Dünyaca saygın bir kurum olan Ezher Üniversitesinden fetva almasını tavsiye ettiler. O da hemen Kahire’ye koştu. 30 Aralık 2003’te Sarkozy, birkaç Ezher profesörü ve Ezher Şeyhi ile bir araya geldi. Toplantı ve orada yapılan konuşmalar televizyondan canlı olarak yayınlandı. Ezher-i Şerif’in Şeyhi Tantâvî uzun bir nutuk attıktan sonra fetvasını şu sözlerle bütün cihana ilân etti: “Başörtüsü, Müslüman kadın için ilâhî bir yükümlülüktür. Ancak Müslüman kadın, Fransa gibi Müslüman olmayan bir ülkede yaşıyorsa ve o ülkenin yöneticileri başörtüsüne aykırı kanunlar çıkarmak istiyorlarsa, bu onların hakkıdır. Tekrar ediyorum: Bu onların hakkıdır ve ben buna karşı çıkamam!” 

Elinde bu fetva ile Fransa’ya dönen İçişleri Bakanı Sarkozy, 2004 yılı başında bir kanun çıkartarak bütün okullarda başörtüsünü yasakladı. Şimdilerde Fransa’da artık bırakın okullardaki kızlara, okullara çocuklarını almaya giden annelere bile o yasak dayatılıyor! 

O fetvadan sonra bazı lokantalara “Helâl Et” levhasının asılması da zamanla yasaklandı. Oysa uzun yıllar boyunca serbestti ve Müslümanlar bu yönden rahattı.

Şayet o Rektör, öyle bir fetva vereceğine, şöyle deseydi: “Biz Fransa’yı ifade ve ibadet hürriyetiyle ünlü bir ülke biliriz. Anayasanızda bu hürriyet var zaten. Lütfen genç kızlarımızın başörtüsüne ilişmeyin!” Veya buna benzer şeyler söyleseydi, Sarkozy başörtüsünü yasaklamaya asla ve kat’a cesaret edemez, Fransa’da başörtüsü serbest olurdu. Fransa’nın uygulamasını gören diğer Avrupa ülkelerinde ve günümüzdeki bazı yasakçı ülkelerde de böyle bir sıkıntı olmazdı! 

Evet, Ezher Üniversitesi, o fetvası ile hem önem ve değerini kaybederek mânen intihar etmiş, hem de pek çok ülkede başını örtmek isteyen kız öğrencilerine baskı yapılmasının yolunu açmıştır! 

Öte yandan, İmam-Hatip’te okumamış olduğu hâlde Türkiye’den gidenleri ve Batı ülkelerinden gelip kaydolan, aslında papazlık eğitimi görmüş olanları, Ezher Üniversitesi niçin kabul eder ve onlara niçin diploma verir? Aklım, havsalam almıyor. Ezher diplomalı, art niyetli ve ajan nitelikli o kimseler İslâm’a ve ümmete çok zarar veriyorlar. Paris’teki bir papazlar toplantısında öyle biriyle karşılaştım. Adam benim kim olduğumu öğrenince, o toplantıya beni götüreni bir kenara çekip iyice fırçaladı ve kaçıp gitti.

Bizler öyle bir üniversiteyi o hâliyle baş başa bırakalım da kendi İlâhiyat Fakültelerimize bakalım. Şundan emin olunuz: Türkiye’deki birçok ilâhiyat fakültesi, Ezher Üniversitesinden kat be kat üstündür. 

Alıntı kartı

Boyut
Renk
WhatsApp X