Bir Müslümanı Nasıl Kâfir İlân Ederiz?
Müslümanlar arasında fitne çıkmasın, herkes herkese düşman olmasın, fikir ayrılıkları yüzünden İslâm diyarında kan dökülmesin diye Ehl-i Sünnet uleması, fikir hürriyetinin altın formülünü vermiştir. Aslında bu, 16…

Müslümanlar arasında fitne çıkmasın, herkes herkese düşman olmasın, fikir ayrılıkları yüzünden İslâm diyarında kan dökülmesin diye Ehl-i Sünnet uleması, fikir hürriyetinin altın formülünü vermiştir. Aslında bu, 16. yüzyılda “Protestan Reformu” ile başlayıp 17. yüzyılın ortalarına kadar süren, Katolikler ile Protestanlar arasındaki o çok korkunç ve çok kanlı çatışmaları dikkate alırsak, sadece İslâm ümmetine değil, bütün insanlığa, bütün din ve mezheplere de sunulmuş bir formüldür. Gerçekten de insanlığın huzuru için her ülke vatandaşının ve her din mensubunun uygulaması gereken muhteşem bir formüldür bu. Ve şöyledir: Şayet bir insanın küfrüne (kâfir olduğuna) dair 99 delil olsa, Müslüman olduğuna dair ise tek 1 delil bulunsa, o tek 1 delil üzerinden hareket edilir.
Dolayısıyla bu formüle göre bir insan, açık açık Allah’ı inkâr ettiğini ve dinden çıktığını söylemedikçe, hiç kimse onu kâfir, mürtet, dinsiz ilân edemez; asla öyle bir hakkı ve salâhiyeti yoktur!
Peki, Ehl-i Sünnet ulemasının bu formülünü Ehl-i Sünnet’ten olan Müslümanlar uyguluyor mu? Asla ve kat’a!
Herkes hiçbir yetkisi yokken kendisini Allah’ın jandarması veya engizisyoncusu olarak görüp başka fikir, kanaat ve görüşte olanları derhal kâfirlikle suçluyor.
Ehl-i Sünnet uleması lehteki tek 1 delil bile kişinin Müslüman olduğuna yeter derken, tekfirciler lehteki 99 delili görmezden geliyor ve aleyhindeki tek 1 delil üzerinden hemen kâfir damgasını basıyor.
Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’tan olan, kabul görmüş 4 mezhepten birinin mensubu bulunan bir kimse böyle yanlışı yapamaz, yapmamalıdır!
Ehl-i Sünnet’i kabul etmiyorsa o zaman da hangi fıkhî delile dayanarak tekfir ettiğini ispatlaması gerekir ki, asla ispatlayamaz!
Lütfen, derin bir tefekkür, teemmül ve tecrübe sonucunda âlimlerimizin vardığı şu kesin kanaati ve şu uyarıyı dikkate alın da hiç kimseyi kâfirlikle suçlamayın ve kendinize zulmetmeyin: Kâfirlikle suçlanan kişi kâfir değilse, suçlayan kişi kâfir olmuş olur!
Başkalarını tekfir eden kişi, bundan dolayı sevap değil, sadece günah kazanır.
İslâm’da esas olan insan kazanmaktır, insan kaybetmek değil. Peygamberimiz aleyhisselâmın uygulamaları bu yöndedir, tekfircilerin yönünde değil!
Ne acıdır ki, gerek Türkiye’de gerekse başka Müslüman memleketlerde genel görüş ve inanışa aykırı biri bir söz söyleyecek olsa derhal kâfir damgası vuruluyor. Ve çok değerli ilim adamlarımız, son derece kıymetli düşünürlerimiz aforoz ediliyor!
Bu tekfirciliği, yani kişileri kâfir ilân etme tellâllığını maalesef tarikatçısı da yapıyor hocaefendisi de, şeyhi de… İlim erbabı sandığımız akademisyenlerimiz de… Tarikatçısı ilim adamını, ilim adamı da tarikatçıyı kâfir ilân ediyor
Her zaman şunu söylerim: Vasat kimseler, yani tefekkür güçleri orta dereceden yukarıya çıkamamış ve çıkması da hiç mümkün olmayan çapsız kimseler, kendilerinden daha zeki, daha üstün ve hele hele deha çapındaki beyin sahiplerini hiçbir zaman kabullenemez, kıskanır ve onu mânen ortadan kaldırmak için ellerinden geleni yaparlar!
Onların bu tutumu ilme, irfana ve tefekküre her zaman çok büyük zararlar veregelmiştir, vermeye de devam ediyor. İbn Haldun o vasat insanlar yüzünden bilmem kaç yüzyıl kadri, kıymeti bilinmeden kaldı.
Günümüzden sadece bir misalle yetinelim: Prof. Dr. Mustafa Öztürk, akademisyenliğe adım atmakta olan gençlerle konuşurken ağzından dinen yakışıksız bir söz çıkıyor. Pusuda bekleyen vasatlar, hemen idam sehpasını hazırlıyor ve ipini çekiyorlar. Hâlbuki Prof. Dr. Mehmet Okuyan 30 ciltlik tefsir yazmışken, Mustafa Bey hayli zaman önce yazacağı tefsirin 60 cildi aşabileceğini söylüyordu. Vasat kişiler yüzünden öyle görünüyor ki, o tefsir artık yazılmayacak! Yazık değil mi? Kendisinin yaptığı mealde şimdiye kadar hakkı verilmemiş bazı âyetlerin yepyeni ve son derece makul anlamlarını gördük. O 60 ciltlik tefsirde, ilim alanında ne gibi ufuklar açacaktı kim bilir! Kendisini saf dışı bırakanlar öyle bir tefsir yazamazlar! Ama yazılmasını engellemesini bildiler!
Bu arada Mustafa Bey’e sesleneyim: Çok muhterem Mustafa Bey, siz âhirete kesin imanı olan bir kimsesiniz! Pireye kızıp yorgan yakılmaz! Fakat yakıyorsunuz! İnsanların şu fânî alkışları, Yüce Rabbimizin ve Peygamberimiz aleyhisselâmın ebedî alkışları yanında nedir ki? Lütfen ilmin ve irfanın yoluna geri dönün ve başladığınız işi devam ettirin! Varsın şu geçici dünya şöhreti, vasatların ve kendini iyi pazarlayanların olsun, siz ilâhî ve sonsuz şöhretin peşine düşün! Size çelme takanların inadına, yüzyıllarca adınızdan söz ettirecek nâma, şâna, şöhrete ve de ardı arkası kesilmeyecek sevaba koşun lütfen!




