Mikro Yeterlilik Yönetmeliği Üzerine
YÖK, geçtiğimiz günlerde üniversitelerin uzun zamandan beri beklediği mikro yeterlilikler (Micro-credential) çerçevesiyle ilgili “Yükseköğretim Kurumlarında Mikro Yeterlilikler Çerçevesine İlişkin Usul ve Esaslar”ı…

YÖK, geçtiğimiz günlerde üniversitelerin uzun zamandan beri beklediği mikro yeterlilikler (Micro-credential) çerçevesiyle ilgili “Yükseköğretim Kurumlarında Mikro Yeterlilikler Çerçevesine İlişkin Usul ve Esaslar”ı yayınladı. Böylece yükseköğretim kurumlarında mikro yeterliliklerin oluşturulması, tanınması, uygulanması, belgelendirilmesi ve kredilendirilmesinin önü açılmış oldu.
Her şeyden önce eksikliği yoğun bir şekilde hissedilen ve üniversitelerimizde taşları yerinden oynatacak değişikliklere vesile olacak kadar önemli bu yönetmeliğin yayınlanmasının yüksek öğretimimizi derinden etkileyecek çapta olduğuna dikkatinizi çekmek isterim. Bu sıradan bir yönetmelik değil bir zihniyet değişikliği aynı zamanda. Zaman içinde önemi daha iyi anlaşılacak bizim için yepyeni ve çok önemli bir gelişme.
Yaygın olarak “mikro kredi” olarak isimlendirilen ve önümüzdeki yıllarda adını sık duyacağımız mikro yeterlik “Öğrencilerin belirli bir konu başlığına yönelik kısa süreli, hedef odaklı ve ölçme-değerlendirme süreciyle doğrulanmış ve belgelendirilmiş bir öğrenme kazanımı elde etmesi”dir. Bu düzenlemeyle öğrenciler kampüs dışında ya da farklı öğrenme bağlam ve ortamlarında edindikleri yetkinlikleri, belirli kriterleri sağlaması hâlinde AKTS kredisine dönüştürülebilecek; nihayetinde transkriptlerde not olarak veya diploma eklerinde bilgi olarak yer alabilecek.
Uygulanmasında çok geciktiğimiz mikro yeterliklerin tanınması ve kredilendirilmesinin temel özelliği, öğrencilerin yalnızca üniversitede aldığı derslerle değil, üniversite içinde veya dışında kazandıkları bazı becerileri de eğitiminin bir parçası kabul edilip transkripsiyonda yer verilmesidir. Bu uygulama ile öğrenciler kendi öğrenimlerini tasarlayıp planlayabilecek, öğrenim süreçlerini ve mekanları seçebilecek, arzu ettiği konuları veya kendini yetersiz gördüğü alanlarda okuldan bağımsız kendini geliştirebilme imkân bulacaktır. Şüphesiz ne yapmak ve ne olmak istediğini bilen zeki ve başarılı öğrencilerin önü açılacak, okul dışı zamanlarını verimli bir şekilde kullanmaları teşvik edilecektir.
Başarılı öğrenciler, mikro yeterlikler sayesinde kendi alanının dışındaki güncel, gözde veya disiplinler arası konulara odaklanabilecek ve entelektüel sermayesini büyüterek çok boyutlu bir bakış açısı kazanabilecektir. İdeal bir üniversite eğitimi alabilme imkanı bulacaklar.
Maalesef üniversitelerimiz gelişmeleri iş dünyasının gerisinden takip etmekte ve iş dünyasının hızla değişen beceri ihtiyaçlarını karşılayacak yetkinlikleri öğretememektedir. Bu yönetmelik üniversitelerin bu zaaflarını telafi edecek, öğrencilerin özellikle mesleki alandaki eksikliklerini tamamlamalarına yardımcı olacaktır.
Uygulamada bizi bekleyen zorluklar
Türk yükseköğretimini derinden etkileyecek bir gelişme olmakla birlikte üniversitelerimizin büyük bir kısmı ilk başlarda birtakım zorluklar yaşayacaktır. Her ilk olan şeyde görülmesi muhtemel olan bu zorluk, yöneticilerin hazırlıklı olmamasından kaynaklanan psikoloji ile birleşince biraz daha artacak gibi görünmektedir.
Yönetmelikte dikkatimizi çeken husus yönetmeliğin genel çerçeveyi belirlemesi, detayları üniversitelere bırakmasıdır. YÖK’ün üniversitelere alan bıraktığı gibi üniversiteler de bölümlere alan bırakmalı, hangi yeterliklerin ne şekilde kabul edileceği kararını bölümlere bırakmalıdır.
Mevzuatın hazırlanması
Üniversite yöneticileri bu yönetmeliği ve uygulamaları kurumun esneklik, erişilebilirlik ve endüstriyle bağlantı stratejisi ile birlikte ele almayı düşünmelidir. Mikro yeterliklerin beceri boşluğunu kapatmasının yanı sıra yaşam boyu öğrenmeyi desteklemesi de göz ardı edilmemelidir. Bunun için de üniversite politikalarının yer aldığı metinlerde mutlaka değinilmelidir.
Mevzuat hazırlamaya başlamadan önce üniversite yöneticileri mikro yeterliklerin öğrenciler için çok önemli olduğunu kabul etmeleri ve konuya olumlu yaklaşan bir tutum içinde olmalıdır. Konunun istismar edilmeye yönelik taraflarının öne çıkarılıp polisiye tedbirlerle dolu yönergeler hazırlamak ve uygulamaları zabıta memuru kontrolüne dönüştürecek şekle sokmak konuyu amacından uzaklaştıracak ve gerçekleşmesini zorlaştıracaktır.
Üzerinde durulması gereken bir diğer husus birbirini destekleyen ve tamamlayan uygulamalar olduğu için mikro yeterliklerle ilgili yönetmelik ve yönergelerin önceki öğrenmenin tanınması ile birlikte düşünülmesi ve planlanmasıdır. Yeni bir yönetmelik hazırlamak yerine mevcut önceki öğrenmenin tanınmasına dair mevzuatla birlikte ele almak, mümkünse ikisini tek yönetmelik olarak hazırlamak tercih edilmelidir. Mikro yeterlikleri hazırlarken yeterlikleri bağımsız ürünler olarak değil, büyük programa giden basamak veya yapbozu tamamlayan bir parça olarak kurgulanmalıdır. Buna bağlı olarak üniversite-endüstri işbirliğini destekleyecek şekilde kurgulanmasının, meslek odalarının verdikleri eğitimlerin üniversitede verilen eğitimi tamamlayıcı unsur olarak değerlendirilmesinin verimi artıracağı, uygulamaya duyulan güveni yaygınlaştıracağı muhakkaktır.
Uygulamada zorluklar
Mikro yeterliğin en büyük riski "değersiz sertifika enflasyonu"na yol açma ihtimalidir. Sertifika enflasyonunun doğurduğu güvensizlik ortamı ise uygulamanın yapılmasındaki en büyük tehlikedir. Yöneticilerde ve öğretim üyelerinde öğrencilerin konuyu istismar edeceğine dair inanç işleri zorlaştıracak derecede olmamalıdır. Burada güvenmedikleri için yöneticileri ve öğretim üyelerini suçlayacak değiliz. Bu işin en kolayı olurdu. Maalesef bu güvensizliği doğuran çok sayıda olaya şahit olduk, oluyoruz. Dolayısıyla ilk yıllarda bu durumu aşmak biraz sıkıntılı olacaktır. Bu sıkıntı bizi yapacaklarımızdan vaz geçirecek boyutlara gelmemelidir.
Bu güvensizlik ortamının kısmen de olsa ortadan kaldıracak ve yöneticilerin elini rahatlatacak araç akreditasyondur. Üniversitelerin verdiği sertifikaları kabul etmek sorunun bir kısmını çözer. Ancak üniversite dışındaki eğitim kurumlarının ve beceri kazandırmaya yönelik kursların verdiği belgelerin değerlendirilmesi yöneticileri karar verme süreçlerinde uğraştıracaktır. Bu aşamada devreye TÜRKAK girmelidir.
Kısa adıyla TÜRKAK olarak bildiğimiz Türk Akreditasyon Kurumu, uygunluk değerlendirme kuruluşlarını akredite etmek, bu kuruluşların ulusal ve uluslararası standartlara göre faaliyette bulunmalarını ve bu suretle uygunluk değerlendirme kuruluşlarınca düzenlenen belgelerin ulusal ve uluslararası alanda kabulünü temin eden yarı resmi bir kuruluştur. Başlangıç itibarı ile TÜRKAK’ın belgelendirdiği kurum ve kuruluşların verdiği belgelerin kabul edilmesi,, sistemin oturmasına büyük ölçüde katkıda bulunacaktır.
Bir üçüncü yol, alınan eğitimin verildiği kurumun üniversite tarafından değerlendirilmesidir. Bu uygulamada tartışma çıkma ihtimali yüksek olacağı için üniversiteler en azından ilk başlarda nesnel kurallar koyup ince eleyip sıkı dokumalıdır.
Üniversitenin yapması gereken hazırlıklar
Üniversitelerin işi yönetmelik çıkarmakla bitmiyor, yapılması gereken başka önemli işler de bulunuyor. Üniversiteler uygulama öncesinde mutlaka hazırlık yapmalıdır. Hazırlıkların başında yeterlik ve becerilerin güncellenmesi ve tanımlanmasıdır. Özellikle son yıllarda yaşanan gelişmelerden sonra yapay zekâ ve uygulamalarına dair yetkinliklerin ve becerilerin tanımlanması çok önem kazandı.
Aynı şekilde her bölüm ders kazanımlarını ve program çıktılarını gözden geçirmeli, yönetilebilir sadelikte olmasına dikkat etmelidir. Mikro yeterliklerin mutlaka program çıktısında bir karşılığının aranması gerekir. Dolayısıyla günün ihtiyaçlarna göre çıktılar elden geçirilmeli ve güncellenmelidir.
Üniversitede dersler genellikle alan ve üniversite zorunlu dersleri, bölüm seçmeli dersleri ve alan dışı seçmeli dersler olmak üzere üç kategoride verilir. Üniversiteler işin kolayına kaçıp mikro yeterlikleri bölüm dışı derslerle ilişkilendirilerek karşılamayı düşündükleri anlaşılıyor. Asla ve kata bu tutum içinde olunmamalıdır. Bunun bir bütünün parçası olduğu akıldan çıkmamalıdır.
Üniversitelerin lütfeder gibi AKTS dağıtma düşüncesi uygulamayı şüphesiz olumsuz etkileyecektir. Zorunlu ve bölüm seçmeli ders alanlarına giren beceriler de uygulama içinde değerlendirilmelidir. Bir öğrenci zorunlu bir dersin kazanımlarını birkaç farklı belge ile tevsik ettiğinde de kabul edilmeli, AKTS olarak değerlendirilmelidir. Seçmeli olup olmamasına bakmaksızın bölüm çıktısında yer alan bilgi, beceri ve yetkinliklerden birini veya birkaçını belgeleyen her öğrencinin başvurusu kabul edilmeli ve AKTS olarak hesaplanmalıdır. Üniversitenin öğrencilere bilgi ve beceri kazandırmak gibi görevi olduğu gibi kazanılan bilgi ve becerileri tescil etmek de görevleri arasındadır.
Meselenin bir diğer muhatabı sertifika veren kurum ve kuruluşlardır. Onlar da verdikleri eğitimin ciddiyetinin farkında olmalı, verdikleri belgede mutlaka öğrencinin harcadığı süre hakkında bilgi yazılmalıdır. Bu bilgi AKTS hesaplanması için çok önemlidir.
Mikro yeterlikler, öğrencinin kendi kendini yönetebildiğini/öğrenebildiği, (self-directed learning), sürekli öğrenebildiğini, güncel kalmayı başardığını göstereceği için iş başvurularında ve lisansüstü kabullerde onu akranlarının bir adım önüne geçirecektir. Zeki ve çalışkan öğrencileri bu imkândan mahrum bırakmaya hiçbir üniversitenin hakkı yoktur.
Başarılı ve ideal bir mikro yeterlik sistemi; kalite güvencesi, yığılabilirlik, endüstri/şirket iş birliği ve dijital doğrulama/belgelendirme olmak üzere dört ayak üzerine kurulmalıdır. Mikro yeterliklerin sürekli değişimi dikkate alan ders planları ve çıktılar hazırlamayı gerektireceğini unutmamalıyız.
Üniversitelerimizin bu konuda daha cesur olmalarını ve sistemi güvensizlik üzerine inşa etmemelerini umuyoruz. Temennimiz YÖK’ün yeni çıkardığı yönetmeliğin yükseköğretim hayatımıza yeni bir heyecanla bir ivme kazandırması, eğitimi çeşitlendirmesi ve zenginleştirmesidir.




