26 Ekim 2026, Pazartesi Tezkire Dergisi
Tezkire
Gündem

Ayna Konuşmayacak

Bu resim başlıktaki ismi taşıyan bir müzik albümü için yapay zeka tarafından yapılmış bir resim. Herhalde bunun Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler masalındaki Kraliçe olduğu açık. Kraliçe duruşu net. Aynanın büyüklüğü…

Ayna Konuşmayacak

             

Bu resim başlıktaki ismi taşıyan bir müzik albümü için yapay zeka tarafından yapılmış bir resim.

Herhalde bunun Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler masalındaki Kraliçe olduğu açık.

Kraliçe duruşu net. Aynanın büyüklüğü, karanlığı söz konusu ki amaç zaten bu karanlığı vermek. Odanın yüksekliği, pencerelerin biçimi bunun bir saray olduğuna işaret eder gibi.

Ve sıklıkla olduğu gibi bu karanlık işlerin döndüğü bir saray...

Ancak bu "ayna konuşmayacak" beyanı durumu daha da karartıyor. Kraliçenin nasıl hissettiğini düşünürsünüz?

Bunu kraliçenin özel durumundan çıkaralım ve soruyu tekrar soralım; bizzat size, daha önce bir düzey sohbet etmişliğiniz, paylaşılmışlıklarınız olan birisi için "X seninle konuşmayacak" dense neler hissederdiniz?

İsterseniz kendimize hiç bir engel koymaksızın aklımıza gelecek tüm izlenimlere, anılara vb. açalım. Herhangi şeyler. Doğruluk -yanlışlık kaygısı taşımadan. Bu sonra ele alınabilir.

İster Cebrail'in (AS) bir müddet vahiy getirmediği dönemde Hz Muhammed'in (SAV) -anlayabildiğimiz kadarıyla- kendisini içinde bulduğu keder...

İster Hıristiyan inancına göre çarmıhtaki Hz İsa'nın (AS) "Tanrım, tanrım beni neden terk ettin" feryadı...

İster;

Tut ki karnım acıktı,

Anneme küstüm,

Tüm şehir bana küstü,

Bir kedim bile yok

Anlıyor musun?

Hadi gülümse

"Tüm şehir bana küstü" dedirten ruh hali nedir acaba?

Veya bunun "bir kedim bile yok" dedirten, yoksunluğa benzeyen veya aynen öyle olan hali...

Veya çocukken yaşadığınız bir küskünlük...

Veya şimdi.

Şimdilik sadece bulalım...

İlkokul 4'teyken mahalleden yakın bir arkadaşımla hatırlamadığım bir nedenle bir süre konuşmama kararı almıştım. Oysa sürekli aynı muhitteydik de. Bunun sürdürülemezliğine karar verene kadar geçen kısa süre içerisinde yaşadığım şey ağır seviye azaptı.

Şimdi, burada daha spesifik bir konuya gelmek istiyorum; bu adeta modern bir mit olarak toplumumuzda zaman zaman işittiğimiz, kaynağı psikolojideki Davranışçı ekole dayanan:

- Çocuk ağladığında hemen ilgi gösteriliyorsa, ağlama davranışının ödüllendirilmiş olabileceği, bu nedenle ağlamanın gelecekte daha sık görülebileceği,

- Çocukları sık sık kucağa almanın ve aşırı sevgi göstermenin bağımlı ve zayıf kişilikler geliştirebileceği, 

- Anne babalara, çocuklarını öpmek ve sarılmak yerine daha mesafeli davranmalarının tavsiye edilmesi konusu.

Eğer çocuğun ağlaması aslında bir iletişim arayışı ise hangi iletişim arayışına bir karşılık vermemek doğru bir şey olabilir ki? Çocuğun bu arayışı ister açlık, susuzluk vb gibi hakiki bir ihtiyaç kaynaklı olsun, ister sadece şu gülümsediğinde güneş gülümseyen, güller açan annesinin yüzünü bir kez daha görmek olsun, isterse de sadece ilgi istiyor olsun bir karşılık vermemek nasıl doğru bir şey olabilir?

Mademki bu yazı sadece bilimsel bulguların, düşüncelerin yazısı değil bir o kadar izlenimlerin, çağrışımların, esintilerin yazısı olacaktır, o zaman aklıma gelenleri sıralıyorum; 

Fikret Kızılok'un hayli zor;

"İsyan etsem fark edilmez

Feryat olsam kimse duymaz" mısraları...

Selda Bağcan'ın büyüleyici şarkısında (Gün biter gülüşün kalır bende) geçen;

"Acı ses olur

Ses deli bir yağmur" mısraları geldi bir de.

Örneğin birisinin elini sıkmak için elinizi uzattığınızı ama karşı tarafın elini uzatmayıp elinizin havada kaldığını düşünün.

Veya kucaklaşmak için kollarınızı açtığınızı, muhatabın başını çevirip dönüp gittiğini..

Acı ses olmuyor mu? Ses deli bir yağmur olmuyor mu?

Yine başka bir müzik albümünün adı şu: “Dizlerinin üstüne çöktü ve kimse gelmedi.”

Veya Nazan Öncel’in şaheseri Geceler Kara Tren’deki “Göğsümden içeri yokluğun sızıyor” mısrası.

Hadi dozu artıralım; şaşılası sanatçı Yıldız Tilbe’nin “Buz kırağı” şarkısından şu mısraları alalım:

Yanar içim su gülüşüne
Bir tebessüm et, söneyim
Hava buz kırağı, deli, bozuk
Terk edilmez, ah, nöbetim

Kal yanımda
Uğrunda deliriyorum
Küçücüğüm, kal yanımda

Sevenin uzaklaşması ve buz gibi soğuk nasıl da birbirine yakın duruyor hep. 

Yurtta aynı odayı paylaştığımız pek değerli bir abimiz "üşüdüm üstümü örtsene anne" şarkısını severdi. 

Bu arada belirtmek gerekir zaten bir süre sonra insanı bilime inandıran, bilimi sevdiren güzeller güzeli Bağlanma Teorisi gelir. Canlar canı John Bowlby  çocukların ihtiyaçlarına sıcak ve duyarlı biçimde yanıt verilmesinin onların sağlıklı duygusal gelişimiyle doğrudan bağlantılı olduğunu açıkça gösterir. 

Çocukların bakım vericisi ile bağını kaybettiğini düşündüğünde sinir ve hormon sistemlerinin verdiği tepki gerçek bir ölüm tehdidine verdiği tepkiyle aynıdır. 

Önceki katı öneri zaten günümüzde psikoloji camiasında da genel olarak kabul görmezken toplumumuzda bir modern mit olarak varlığını sürdürmesi üzücüdür.

Hatta bu bazen bize özgü alay, aşağılama içeren karşı eleştiriye bile dönüşür; "eğer havaalanında bir çocuğun peşinden koşuşturan bir anne görüyorsanız bilin ki bizdendir!"

Şu, canımız anneler...Atasözünün söylediğine göre hayatımızdaki yalan ağlamayan tek kişi...

Belki de bugünün dünyasının tüm sorunlarının ilke düzeyinde çözümü olan şefkati, çoğumuzun hayatına, toprağın bereketi gibi sunan anneler.

Bazen anneler kadar şefkatli görünmeyen ama sonradan bunun arkasında bizi hayatın zorluklarına karşı donanımlı kılmanın endişesini taşıdığını anladığımız rahmet yağmurları gibi babalar...Onlardan şefkatin girift bir versiyonu öğrenilir; örneğin kavga edersek, velev ki güçlü taraf, haklı taraf olsak bile bir noktadan sonra kavgayı kesmenin şefkati.. Ergen çetelerindekilerin, antisosyal kişilik bozukluğu taşıyan genç erkeklerin sıklıkla babasız büyümüş olmalarında tesadüf söz konusu değildir.

Bilimi seviyoruz, sevmeliyiz de… Bilimin yararı reddedilemez. Ama bilimin aynı zamanda bir "teoriler mezarlığı" olduğunu da unutmamamız icap eder. Bu nedenle insanlığın devasa bilgelik mirasının, ince haddelerden geçmiş tecrübelerinin yerini almaya her zaman layık değildir. Biraz ihtiyat hiç de fena olmaz değil mi? Bilimden gerçekten istifade etmek, bilim yapmak, bilim sayesinde hayatlarımızın kalitesini yükseltmek, önceden çözümü olmayan sorunlara çözüm getirebilmek istiyorsak bu seçmeci, eleştirel duruş, bu ihtiyat bir zaruriyettir

Alıntı kartı

Boyut
Renk
WhatsApp X