Ebu Ubeyde... Tanıdığım Gibi
Filistin’in, İslam ümmetinin ve bütün dünyanın, tüm mazlumların ve direnişçilerin adına konuşan, konuşmalarıyla hepimizi etkileyip büyüleyen bir adamı kaybetti. Maskeli adamı, Ebu Ubeyde’yi seven bu ümmet her daim ismiyle övünmeli, haykırdığı ilkelerin peşinden gitmeli, izini sürüp mirasına her tarafa yaymalı ve onun önderlik yaptığı yolu takip etmelidir. Bu yüce gönüllü yiğit, Kur’ân sofralarında büyümüş, izzet ve onur meydanlarında boy atmış ve kahramanlar adına konuşacak kadar haysiyetli bir hayat sürmüştür. Ey Ebu Ubeyde! Doğduğun güne de şehit olduğun güne de selam olsun!
Huzeyfe El-Kahlut (nâmıdiğer Ebu Ubeyde), 11 Şubat 1985’te Hicaz topraklarında Gazze’nin kuzeyine bağlı olan Askalan kazasının Na’liya beldesine mensup, kerem sahibi, göçmen bir ailenin ilk göz ağrısı Suhayb’ten sonra ikinci çocuk olarak dünyaya gelmiştir. Bir kız kardeşi eşi ve çocuklarıyla beraber şehit olmuş, diğer kız kardeşi ise devam eden bu kanlı soykırımda beş evladını toprağa vermiştir.
Okulda kendisiyle ilk tanıştığımda kendisine ‘Adın güzel. Ashab-ı kiramdan bir sahabenin adını taşıyorsun’ deyince bana babasının Hz. Muhammed’in (s.a.v.) sır katibi olan Hz. Huzeyfe b. El-Yaman’ın (r.a.) adından bereket umarak adını öyle koyduğunu söylemişti. Ayrıca babasının Hz. Huzeyfe’nin karakterine, emanetçilik anlayışına, Peygamber efendimizin ve İslam devletinin sırlarını sıkı tutmasına hayran olduğunu ifade etmişti.
Ebu Ubeyde, Gazze’nin kuzeyinde bulunan Cibaliya Mülteci Kampı’ndaki UNRWA’nın ortaokullarından birinde okumuş, her zaman yüksek puanlar alarak başarılar elde etmiştir. Kıvrak zekasıyla, basiretiyle, liyaketiyle, becerikliliğiyla bilinen Ebu Ubeyde’nin kalemi hep güçlü, Arapçası fasih, diksiyon ve hitabet yeteneği dillere destan ve hep ilgili uzmanlarca tebrik edilen konuşma becerisi parmakla gösterilir olmuştur. Bu saydığımız becerilerin baba ocağında kendisinin eğitimini aldığı Kur’ânî terbiyeden tahsil edildiği şüphesizdir. Nitekim babası -Semir amca-; benim Huzeyfe ile birlikte katıldığımız Kur’ân-ı Kerim halkalarında rahle-i tedrisatından geçtiğimiz, Huzeyfe’nin hâfız olduğu Kur’ân-ı Kerîm ve Sünnet Evi Derneği’nde beraber onun gözlemiyle eğitim aldığımız vaizlerden, davetçilerden ve hocalardan biriydi.
Gazze’nin kuzeyinde bulunan Ahmed El-Şukayri Lisesi’nde birlikte okurken gönüllü öğrenci çalışmalarına ilk adımımızı atmıştık. Ben öğrenci birliği başkanı seçilmişken Huzeyfe de yardımcım olmuştu. Tam o sıralarda Gazze Şeridi’nden işgalci İsrail güçlerinin sürülüp kovulduğu, siyonist yerleşimlerin yerle yeksan edildiği Aksa İntifadası patlak vermişti. İntifadanın hızlı ve ardışık olarak meydana gelen olayları ve lisemizin Beyt Hanun – Erez sınır kapısında yakın olması öğrenci birliği çalışmaları noktasında –ister istemez- omuzumuza bir sorumluluk yüklemişti. Özellikle bu ağır yükle beraber protestolara ve lisemizin şehitlerini anma törenlerine katılmıştık. Lisemizin şehitlerinden, öğrenci birliğinin yönetim kurulunda olan, yakın dostlarımdan, Huzeyfe’le benim ortak arkadaşlarımızdan büyük alim şehit Nizar Reyyan’ın oğlu şehit İbrahim Reyyan bu isimlerin önden gidenlerindendi.
Öğrenci çalışmalarımız, ebedi davamıza koşturmamız, intifadaya katılmamız Filistin Polisi tarafından önce Huzeyfe’nin tutuklanmasına sonra benim tutuklanmama ve bir süreliğine derslerimizin askıya alınmasına sebep olmuştu. Ancak bu öğrenci çalışması esnasında lise öğrencilerimizin menfaatine olan ve Aksa İntfidası’nın büyüklüğüne ayak uydurmaya yönelik azmimizi asla eksiltmemişti. Aynı kararlılıkla çalışmalarımıza devam edip derslerimizi ihmal etmemişken İngilizceye hakim olamadığımızı fark edince bizimle çok ilgilenen ve bize ‘Başarılı olmalısınız çünkü siz diğer öğrencilere birer örneksiniz.’ diyen uzman öğretmen Şevki Salim’den özel ders almıştık. Üniversiteye geçiş sınavına günler sayarken kâh evinde kâh evimde beraber ders çalışırdık ve anlattığım bu kadar badireyi atlatmakla kalmayıp sınavda başarılı olmuştuk, derece bile yapmıştık. Lise bitirme sınavında başarılı olup derece yapan öğrencilerden iken rahmetli mücahit şeyh Ahmed Yasin’in teşrifiyle düzenlenen ödül töreninde düzenleyici komisyon tarafından sunucu olarak seçilmiştik.
Huzeyfe, Mühendislik fakültesini kazanmışken şehit şeyh Nizar Reyyan’ın tavsiyesi üzerine Din Usulü fakültesine kaydını yaptırmayı seçerek 2002’de Gazze İslam Üniversitesi’ne geçmişti. Şeyh Nizar Reyyan, kıvrak zekalı ve bilinçi gençlerin ümmitine faydalı birer örnek olabilmeleri için şer’i ve islami ilimler bölümlerine geçmelerini hep tavsiye ederdi. Huzeyfe’nin lisansını birincilikle bitirmesi onu aynı üniversiteden yüksek lisans için burs almasına vesile olmuştu. Yüksek lisans tezini savunduktan sonra tez jürisi ‘Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam Arasında Mukaddes Toprak’ adlı tezinin yayımlanmasını şiddetle tevsiye etmişti. Akabinde akademik çalışmalarına özenle ihtimam gösteren Ebu Ubeyde, Sudan’da doktara eğitimine devam ederken diğer meşguliyetleri tezini tamamlamaya engel olmuştu.
Aksa İntifadası sonrasında üniversite hayatı boyunca muhtelif etkinliklere, eylemlere ve protestolara her zamanki gibi hep katılan Ebu Ubeyde, eylem ve protestolarda sesiyle haykırdığı gibi basın açıklamalarını yazar, insanları hamasete ve direnişe yönlendiren şiirleri ve söylemleri seçerdi. Tüm bunları yaparken büyük gizlilik içinde şehit İzzeddin El-Kassam tugaylarına katılmıştı. Hiçbirimiz tugaylara katıldığından haberi yoktu, adeti olduğu gibi sır tutmakta ve Allah rızasını gözeten niyetini göstermemekte usta olduğu için hiç kimseyle bunları konuşmazdı.
Sonra 2004’te El-Kassam Tugayları’nın sözcülüğü görevi kendisine tevdi edilmişti. Mücahit kardeşlerinin kendisinde gördükleri dil ve hitabet becerisi, karizmatik ve dengeli duruşu, kontrollü hareketi vesilesiyle birçok adayın içinde seçilmişti. Kendisi ise bir saniye bile böbürlenmeden bu görevi 20 yıldan fazla süre boyunca hakkıyla ifa etmiş, hatta bize aktarılan bilgilere göre defalarca bu görevin daha liyaketleri bir kardeşe tevdi edilmesi ve kendisinin tekrar cephelere dönemsi için üstleriyle konuşmuştu. 2006’da ise asaleti ve doğruluğu herkesçe malum olan Cabr ailesinden kız almış, hanımı Esra’dan sırayla İbrahim, Leyan, Minne ve Yaman adında dört çocuk sahibi olmuştu. Ailecek istikrarın, huzurun ve sevginin kuşattığı bir aile ortamında yaşadılar. Bu kanlı soykırımdan önce İbrahim ile Leyan, soykırım esnasında ise Minne Kur’ân’ı hatm edip hafız oldular. Ayrıca İbrahim, babasının yürüdüğü yolda birkaç ay önce babasının, annesinin ve bütün kardeşlerinin şehit olmasına rağmen başarıyla liseyi bitirdi.
Ailesi ve dostlarıyla beraber hayatını normal şartlarda, sıradanlıkla devam etmeye çalışan Ebu Ubeyde; annesini, babasını, kardeşlerini, dostlarını ziyaret eder, hal ve hatırlarını güvenlik durumunu gözeterek sorar, gerekli törenlere katılırdı. Hatta çocuklarımın doğumunu tek tek sırayla beni tebrik ettiğini, kız kardeşimin ve ağabeyimin şehadeti üzerine taziye için de yanıma geldiğini hatırlıyorum. Pikniklere gelir, taşıdığı sorumluluklara ve dertlere rağmen dikkat çekici üslubu ve yaşam dolu kişiliğiyle herkesi gülümsetirdi. Şehadetinden sonra öğrendiğimiz gibi kardeşleriyle beraber planları koyar, etkili şekilde ümmete hitap etmek için verileri düzenleyip uygun dille hazırlardı. Asla irticalen konuşmaz, her kelimenin hesabını yapar, gerekli ve uygun zaman dilimine yetiştirirdi. Yeni bilgi ve etkili veri olmadan ekranın karşısına çıkmak istemezdi. Bu sebeplerden ötürü dört gözle konuşmalarını bekleyen ümmetin aklında ve kalbinde onun varlığının, ekranın karşısına çıkmasının büyük bir heybeti vardı. 2006’da Risale Gazetesi’nde gazeteci olarak çalışırken kendisiyle röportaj yapma imkanına sahip olduğumda kıvrak zekasını ve hazırcevaplığını idrak etme şansına nail oldum. Genellikle gazetecilerin yoğun çabasına rağmen asla hiçbir gazeteciyle mülakat yapmazdı ancak aramızdaki muhabbet, yıllara dayanan hukukumuz için benimle özel bir röportaj dahilinde görüşmeyi kabul etti.
Huzeyfe ayrıca Allah’a (C.C.) çok bağlı olup sık sık Kur’ân-ı Kerim’i tilavet eder ve arada sırada şiir okumayı severdi. Konuşmaları ve tepkilerindeki başarısı, bu hasletlerin karakteri ve performansına yansıdğını gösterirdi. Bütün dünyaya gösterilen o haysiyet maskesinin arkasında Ebu Ubeyde’nin şahsında İslam’ın ahlakı tecelli ederdi. 15 Temmuz 2016’da Türkiye’nin özgürlüğüne pranga vurmaya çalışan başarız darbe girişimi başta olmak üzere bütün müslümanların başına gelen musibetler ise yüreğini dağlardı. Gözleri yaşarırdı, yüzü hüzne bürünürdü. Yüreğinin taşıdığı o hüznü toplantılarında, şiirlerinde ve yazılarında dile getirirdi.
Bu soykrımın biteceğini, kardeşim Huzeyfe’nin Türkiye’ye gelip Türk kardeşlerimizin ona ne kadar hayran kaldıklarını, ne derecede kendisine dua ettiklerini, ümmetin temsilcisi ve Allah’ın arslanı olarak gördüklerini kendi gözüyle göreceğini hep hayal etmiştim. Hep bu düşüncelerle, bu hayallerle çırpınıp duruyordum ancak yüce Allah (C.C.) kendisinin umduğu şehadet şerbetini içermekle onu şereflendirdi.
Günler geçtikçe zaman, Ebu Ubeyde’nin sadece medya ve cihat bağlamında değil, pek çok farklı alanlarda başarılarını gösterecektir. Onu seven, onun adını haykıran ümmetin her kesimi onun yürüdüğü yoldan gitmeli, örnek alıp yeni nesillere maskesiyle, baş parmağıyla, hitabetinin gücüyle, zalim işgalcilere meydan okumasıyla önder olarak göstermelidir kanısındayım. Çünkü Ebu Ubeyde; Süperman, Spiderman gibi Amerikan çizgi filmlerinin yarattığı kurgusal karkterler gibi değil, gerçek karektere sahip büyük bir mücahittir.