Asya’nın Kalbine Seyahat: Afganistan İzlenimleri
Afganistan Bilim Diplomasisi
Uzun süredir çeşitli projelerde birlikte çalıştığımız Afganistanlı akademisyenlerden biri aradı, sempozyum düzenliyoruz, müsaadenizle sizi de bilim kuruluna yazmak istiyoruz dediler, tabii ki memnuniyetle kabul ettim. Sempozyum konusunu bile sormadım. Bir süre sonra sempozyum afişi gelince Toplam Kalite Yönetimi Sempozyumu olduğunu gördüm.
Bilim kurulu üyeliği davetini kabul edince Türkiye’de olduğu gibi sembolik bir görev olduğunu düşünmüştüm doğrusu ancak zaman içerisinde öyle olmadığını anlayacaktım. Sempozyum hazırlık sürecinde farklı ülkeler ve üniversitelerdeki akademisyenlerden oluşan bilim kurulu üyeleri olarak düzenleme kurulu ile birlikte belli aralıklarla toplantılar düzenledik, planlamada aktif olarak çalıştık. Sempozyuma gönderilen tebliğleri tek tek hakemlik ciddiyetiyle okuttular, değerlendirmeler yaptık, reddettiklerimiz oldu, kabul ettiklerimiz oldu. Reddettiğimizi reddettiler, kabul ettiklerimizi programa dahil ettiler. Afganistan akademisi beni bile şaşırtmayı başarmıştı ama dahası vardı.

Sempozyum hazırlıkları, toplantılar bütün hızıyla devam ederken telefonuma bir mesaj geldi. 22 Eylül’de sizi Herat’a bekliyoruz, sempozyum açılış panelinde konuşmanız var. Eyvah, eyvah dedim. Benim alanım Fars Dili ve Edebiyatı, Afganistan Farsçası ve Afganistan Edebiyatı çalışıyorum eyvallah ama kalite güvencesi, kalite yönetimi biraz alan dışı gibi geldi, ne anlatabilirim diye telaşla düşünürken Herat Cami Üniversitesi rektör yardımcısı Dr. Atikullah Rahimi aradı. Bize Türkiye’nin Toplam Kalite Yönetimini anlatmanızı istiyoruz dedi. Eyvallah dedim, konu başlığı belli olmuştu, konuşma metnimi artık hazırlayabilirdim, Türkiye Üniversitelerinde Toplam Kalite Yönetimi ve YÖKAK Modeli’ni anlatacaktım. Büyük bir heyecanla hazırlanmaya başladım. Zira yıllardır ben böyle bir fırsatı kolluyordum. İslam kültür ve medeniyet havzasının sembol şehirlerinden biri olan Herat’ı ziyaret etmeyi çok istiyordum. Modern Afganistan Şiiri adlı kitabı yazmaya başladığımdan şu ana kadar hep bir dönemin ilim ve kültür başkenti olan Herat’ı ziyaret etmek arzusundaydım. Daha önce bir görev vesilesiyle 2022’de bir haftalığına Kabil’e kadar gitmiş, o süreçte Herat’ı da ziyaret etmeyi planlamıştım ancak Herat uçağını kaçırınca, otobüsle de gitmeyi göze alamayınca Herat’a gidemeden dönmüştüm. Herat’a gidememiştim ama o arada oluşan boşlukta Kabil Kitapçılar Çarşısını (Bazar-e Ketabforuşi-ye Kabol) keşfetmiştim. Savaş dönemlerinde dahi Kabil’in kapanmamış tek çarşısı diye anılıyordu. Kabil Üniversitesini Fars Dili ve Edebiyatı bölümünü ve Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü ziyaret etmiş hocalarla tanışmıştım, üniversite kampüsünde bulunan Yunus Emre Enstitüsü’nü ziyaret ederek dostlarla muhabbet imkânı bulmuştuk. Üniversite kampüsünde bulunan merhum Cemaleddin Afgani’nin daha sonra Halilullah Halili’nin kabrini ziyaret etmek ve fatiha okumak da nasip olmuştu. Kabil çok kıymetli, çok değerli bir şehir ama Herat başka. Hiçbir şehir Herat’ın yerini tutamazdı. Kabil Edebiyat Derneği’nin rakibi Herat Edebiyatı Derneği, Kabil dergisinin rakibi Herat dergisi, Modern Afganistan edebiyatına yön veren ilk dergiler, gazeteler hep Herat merkezli idi. Buna klasik edebiyatın Abdullah Ensari, Abdurrahman Cami, Hüseyin Kaşefi, Ali Şir Nevayi, Gevher Şad Begum gibi görkemli isimlerini de ekleyince Herat apayrı bir yere kuruluyordu zihinlerde.

Neyse ki bu kez işler yolunda gidiyor gibiydi, ısrarlı ve samimi bir davet vardı. Üstelik Herat Cami Üniversitesi nazik bir şekilde Türkiye içindeki aktarma yolculuklarımız dahil bütün masraflarımızı karşılayacağını da belirtiyordu. Bize de davete icabet etmek kaldı. Taliban döneminde Afganistan’ı ikinci ziyaretim olacaktı, Türkiye’den zihnime boca edilen yığınlarca soruyla yol hazırlığına başladım. Pasaportu güncellemek, vize başvurusu, Afganistan’ın Ankara Büyükelçiliğinin bütün birimlerinin ve personelinin son derece profesyonel bir şekilde işlemlerini yürütmesi hep hayra alamet olarak değerlendirdim. Farsça ifadesiyle be fal-e nik gereftem…
Sefer vakti gelip çattığında önce Ankara’dan İstanbul’a, ardından İstanbul’dan Kabil’e doğru yola çıktık. İstanbul-Kabil ve Kabil-Herat uçuşlarında anonslarda Farsça ve Peştuca olması dikkat çekiciydi. Kabil havaalanına doğru inişe geçince o görkemli meşhur Hindikuş dağlarını, derin vadileri görünce Afganistan’ı anlamaya başlıyorsunuz. Afganistan’da dağlar maden, Afganistan’da dağlar cihad mevzii, Afganistan’da dağlar dayanaktır yüzyıllar boyunca. Afganistan’da dağlar, imparatorluklar mezarlığıdır. Zihnimde çocukluğumdan kalma cihad dönemi fotoğrafları, rahmetli Cahit Zarioğlu yönetiminde yayımlanan Mavera dergisinin Afganistan Özel Sayısı, merhum Prof. Dr. Burhaneddin Rabbani, Gulbeddin Hikmetyar, Dullar Kampı’nın yazarı Meral Maruf, cephede çıkarılan edebiyat dergileri, Kabil’deki evinde bir füzeyle şehid edilen Afganistan edebiyatının velud şairi Kahhar Asi, Şir Ali Han döneminden itibaren Afganistan’ın kaderine mührünü basmış, koca İngiltere’yi kendine düşman etmiş büyük beyin Akif’in ve İkbal’in yakın dostu Cemaleddin Afgani, modern Afganistan’ın inşasında ismini altın harflerle yazdırmış, İstanbul’da Afgani ile geçirdiğim 7 ay benim için 70 yıllık bir ömre bedel demiş olan Mahmud Terzi varken her Afganistan yolculuğumda adet edindiğim üzere o dağları görür görmez Bahattin Yıldız ağabey için bir fatiha okudum. Tabii Kabil ile ilgili hafızamız çok dolu. Şüheda-i Salihin mesela bahs-i diğerdir, başka yazıya bırakalım. Dil Tarih’li olunca Fatıme Terzi’yi de hatırlamamak mümkün değil mesela. Sabah vakti Kabil’e vardık. Ankara’dan zihnime boca edilmiş onca medya haberi olunca havaalanında kadın çalışanları gördüğümde ilk şoku yaşamış oldum. Havaalanında kadın polisler, kadın gümrük memurları, kadın çalışanlar gayet rahat bir şekilde erkek polislerle, erkek görevlilerle teşrik-i mesai ediyordu. Son derece rahat bir şekilde, herhangi bir sorun ve sürprizle karşılaşmadan pasaport ve gümrük kontrol noktalarını geçerek kısa sürede dışarı çıktım.

Uçak yolculuğu boyunca Afganistan Kam Air havayolları personelinin son derece profesyonel, ikramların güzel olduğunu gözlemledim. İstanbul-Kabil seferleri Türkiye’de mukim Afganistanlılar kadar diğer ülkelerden gelerek İstanbul’u bir transfer merkezi olarak kullanan Afganistanlılar için de çok önemli. Birisi Türk Hava Yolları olmak üzere İstanbul-Kabil uçuşu olan üç firmanın da dolu dolu uçtuğunu da belirtmek gerekir. Kabil-İstanbul uçuşunun belki de en güzel yanı çok sayıda tanıdık simaya denk gelmekti. Afganistan’da çalışan Türkiyeli dostlar kadar Türkiye’de okuyan, çalışan, ikamet eden Afganistanlı dostlarla da plansız yol arkadaşlığı yapmak keyifli bir sürpriz oldu benim için. Afganistan seferinde benim için rahatsız edici tek sürpriz Kabil’de iç hatlar terminaline girerken çakmağıma el konulmasıydı. Havaalanında sigara içmek yasaktı, çakmakla havaalanına girmek de yasaktı. Yıllar önce bir Kenya yolculuğunda Nairobi havaalanında yaşadığım korkunç sigara tecrübesinden sonra tiryakiliğimin ikinci tatsızlığıydı başıma gelen. Neyse başa gelen çekilir diyerek Kabil Uluslararası Hava Limanı’ndan iç hatlar terminaline geçerek Herat uçağını beklemeye başladım. Kabil gezisini ve ziyaretlerimi Herat dönüşüne bıraktım.
Cami Üniversitesi Dış İlişkileri Birimi baştan itibaren harika bir iş çıkarmıştı. Özellikle Nevid Arya’yı burada anmak isterim. Biletleme en kısa bekleme süresi hesaplanarak yapılmıştı. Nitekim biz de bir saatlik bekleyişten sonra Herat’a doğru tekrar uçmaya başladık. Yaklaşık bir saat sonra Herat semalarındaydık. İlk izlenimim, burası başka bir şehir demek oldu. Herat, yukarıdan âdeta çölün orta yerinde bir vaha gibi görünüyordu. Gözler şehrin etrafını saran bağları görür görmez zihin tarihin hayal vadilerinde gezinmeye başlıyor. O tarihi tahayyül şairler, şiirler, alimler, ilim meclisleri, fatihler, gaziler, ordular, medreseler, camilerle süslü yoğun bir film geçidi yaşatıyor ilk anda.
Herat uçuşu, benim en heyecanlı uçuşlarımdan biri hatta rahatlıkla en heyecanlı uçuşum oldu diyebilirim. Eserlerini okurken kendileriyle hemdem olduğum, Herat’ın kuçebağlarında gezindiğim şairlerin aziz hatıralarıyla ilk defa karşılaşacaktım. Merhum şairimizin dediği gibi o mekânları toprak diyerek geçmeyip tanıyacaktım. Nihayet uçak taksi yapmaya başladığında heyecanımın doruğunda yolculuğun en kıymetli semeresi olacak ilk fotoğrafımı çektim. Be Meydan-e Xace Abdullah Ensari Xoş Amedid yazılı Herat Havaalanının tabelasıydı bu. Havaalanının adı Hace Abdullah Ensari Havaalanı idi. Tarihine, değerlerine, kültürüne sahip çıkan harika bir tasarruftu bu. Hem tasavvufa hem de şiire mesafeli olduğu söylenen Taliban hükümeti döneminde karşılaştığım bu tablo son derece mutluluk vericiydi.
