Kökü Mazide Bir Ati: M. Tayfun Amman

Kökü Mazide Bir Ati: M. Tayfun Amman

M.Tayfun Amman Hocam, benim gözümde Yahya Kemal Beyatlı'nın idealize ettiği "kökü mazide bir ati"yi şahsında tecessüm ettirmiş biriydi.

Sağlam bir medeniyet tasavvuru vardı. Bu tasavvuru bir rol model gibi üzerinde yakıştırarak taşıyordu. Sohbetlerini, fikirlerini, mutlaka bu medeniyetin kök bilincinden damıtarak desteklediği ayetlerle, hadislerle, beyitlerle, tarihi anektodlarla ve kişilik tasvirleriyle zenginleştirirdi.Sohbet esnasında verdiği misaller, okuduğu uzun beyitler, şiirler, anlattığı hikayeler, herkesi kendisine hayran bırakan ve gıpta ettiren müthiş bir hafızanın ve bilgi birikiminin işaretleriydiler.

En sıradan bir mevzu bile onun üslubu ve katkısıyla bir anda öğretici bir derse, adeta bir konferansa dönüşüyordu. Tayfun Hocamın kimseden esirgemediği bu bilgi birikimi ve deneyimi, her daim mütebessim çehresi, nezaketi, centilmenliği ve kendine has üslubu ile birleşince herkesi içine alan cömert bir sohbet sofrasına dönüşebiliyordu.

Tayfun Hocamın bendeki izlenimi bazen bu zamana geç düşmüş, yeri ve zamanı Osmanlı'nın son dönemiymiş gibi geldiği çok oluyordu. Osmanlıcaya ve Edebiyata aşinalığı konuşmasına o kadar bu rengi veriyordu ki sanki sizi de alıp oralara götürüyordu. Yahya Kemal ve Ahmet Haşim'den Fuzuli ve Baki'ye oradan daha erken dönemlerdeki Gazali'ye ve İbni Haldun'a kadar birçok isim sohbetlerinin referanslarını oluşturuyordu.

Fakat çok ilginçtir ki yerini ve zamanını Osmanlı'nın son dönemlerine yakıştırdığım Hocamız aynı zamanda Bourdieu, Baddrillard gibi çağdaş sosyolojinin isimlerine, sosyalbilimlerde temayüz etmiş Marx, Weber, Simmel gibi isimlere ve fikirlerine de aynı ustalıkla aşinaydı. Mazi ile Ati dengesini kuran bir perspektifi olduğu bu yüzden aşikardı.

Fıkıh, tasavvuf, kelam, akaid, hadis mevzularına ve tartışmalarına da hakimiyeti ona benim nazarımda hezarfen ilim adamı hüviyeti kazandırıyordu. Belli ki tıbbiyenin katı pozitivistik tabiatı ve askeriyenin sınırları ona cazip gelmemiş hezarfen kanatlarını takıp serbest uçuş yapabileceği, potansiyelini açığa çıkartacağı sosyolojiye ve genel olarak sosyalbilimlere yelken açmak istemişti.
Bu değişim, farklı dünyalara açılmanın bereketini sağladığı gibi tıbbiye ve askeriyede kazandığı düzenlilik, kuralcılık, yöntemlilik onun disiplinli ve sistematik düşünme becerileri açısından hayat boyu faydalandığı bir karakter kazanımı sağlamıştı.

Hocamla çok büyük bir talih eseri 12 yıl mesai arkadaşlığı yaparken sayısız kere bu karakterin birikiminden nasiplenme imkanı bulmam çok büyük bir şükür sebebidir.
Bu nasiplenmenin bir örneği olarak birgün, bir dönem Kıbrıs'taki bir üniversiteye Psikoloji ve Sosyal Antropoloji derslerini vermek üzere görevlendirmem yapılmıştı. Apar topar kısa sürede bir hazırlık aşamasını telaşla yaşadığımı görünce kendi ders notlarını benimle büyük bir alicenaplıkla ve cömertçe paylaşmıştı.
Evde özenle tek tek hazırlanmış, föylere üniteler konu sırasına göre yerleştirilmiş bu ders notlarını görünce Tayfun Hocamın ders öncesi hazırlık çabası, ciddiyeti, özeni, ve düzeni hakkında hayretler, hayranlık içinde kalmıştım.

Sosyal Antropoloji ile ilgili bu ders notlarında, dersin ilgili konu anlatımı yanında hangi isimlere, hangi kavramlara ve kuramlara değinileceği; dersin hangi aşamasında hangi şiirin, beyitin, deyimin, atasözünün gündeme getirileceği hatta hangi fıkranın anlatılıp hangi esprinin yapılacağına kadar ayrıntılandırılmıştı...Üstelik daktilo yazısı gibi özenli bir el yazısıyla...Her föyde konu, her föy grubunda üniteler sınıflandırılmıştı...

Akademideki öğretim üyeliği görevimin hemen başlarında gördüğüm bu manzara yaptığım işin gereklerini, inceliklerini ve ciddiyetini her daim bir rol model olarak bana hatırlattı...

Hocamızın tez izlemelerde ve jürilerdeki performansı, öğrencilere verdiği ödevler ve bunların tek tek takibinde de gözettiği bu titizlik ve çaba aynıydı...İşini ciddiye alan ve ciddiyetle yapan hocamızın bu tavrı normalde öğrenciler nezdinde "-Zor Hoca" olarak değerlendirilmesi ve öğrencileri kendisinden uzaklaştırması beklenirdi...Fakat hayret edici bir şekilde işin sonunda bu durumu hocamız kendisine karşı sevgi ve saygıya döndürme konusunda da oldukça mahirdi.

Öğrencilikleri sırasında ve mezuniyetlerinde bile öğrencilerinin iş, kariyer, evlilik gibi konularında bir baba şefkati ile yaptığı takibi ve nasihatleri ile serdettiği akıl hocalığı sanırım bu sevgi ve saygının inşasında çok etkiliydi. Buradan da öğreniyoruz ki hocalık sadece ders dönemleri ve ders etkinliği ile sınırlı bir görev değilmiş. Vefatına dair öğrencilerinin tepkileri, tavırları gerek hastaneye gerekse cenazesine gösterdikleri teveccühden de bu durum kolayca anlaşılabilir.

İşin asla kolayına kaçmayan biriydi. Zor olana talipti. YL ve Doktora dersleri, tez danışmanlıkları ve izleme jürilikleri zaten yoğun olan Tayfun Hocamıza dönem başında Bölüm Başkanımız Mustafa Kemal Şan'ın kendisini fazla yormaması için lisans dersleri vermeme eğilimine ve ısrarına rağmen lisans öğrencilerine ve derslere mesafesini açmamak için ramazan'da oruçlu oruçlu ders anlatmanın türlü zorluklarına katlanarak ders almıştı.

Ben ise bölüm iftarının olduğu akşam odamdaki son görüşmemizde kalp şeker ve kolestrol sorunlarım nedeniyle oruç tutmamam yönündeki doktorumun tavsiyesini sorduğumda "-uymaman caiz değildir..." diyerek fıkıhtan delillendirmek suretiyle benimle uzunca konuştu, ikna etti ve rahatlattı...O akşamın gündüzünde ise kendisi de benzer sağlık sorunları olmasına rağmen iftar bile yapamadan oruçlu bir şekilde vefat etti. Demek ki bana fetvayı kendisine takvayı seçmişti... Bana kolayı kendisine zoru...

Geyvede, ömrünün son demlerinde belki de dinlenmek, rahatlamak, inzivaya çekilmek, birikimini matbu eserlere dönüştürmek için kurduğu çiftlik evini oturulabilir, yaşanabilir hale getirmek için olağanüstü bir efor sarfetmişti...Arabayla bile zor ulaşılabilir bir köyün tepesinde kurduğu çiftlik için harcadığı efor yine kolaya kaçmamanın, zora talip olmanın bir eseriydi. Tüm bunlardan anlaşılan o ki Tayfun Hocamızın kolay olanla bağı zayıftı. Elde ettiklerini ilmek ilmek dokuma konusunda olağanüstü gayretliydi. Bu da sanırım kalbini oldukça yormuştu.

Tayfun Hocamla aramızdaki iletişim de oldukça garip bir tenakuz içeriyordu...
Hocam ne kadar düzenli, dakik, sistemli, sabırlı, kuralcı ve özenli idiyse ben de bir o kadar dağınık, doğaçlamalı, kendime munhasır yöntemleri olan adeta göç yolda düzülür'ün müşahhas bir örneğiydim...

Toplantılara, derslere geç gelmemi nezaket ve tebessümle taşladığı çok olmuştur. Fakat ilginçtir ki Tayfun hocam bendeki bu karakterde, oturmuş bir düzen, özen ve sistem görüyor her zaman bunu ifade eder, pratikliğimi, ani sorun çözme becerimi de takdir ederdi. Geç kalmalarımı bile benim maharetlerimden sayacak kadar da sempatiyle karşılıyordu. Sanırım o, bendeki bu doğaçlamaya ben de ondaki düzene imreniyordum. Ben çok yazıyor O da çok okuyordu...

Çünkü, mükemmeliyetçiliği kendisinin matbu eserlerinin önünde bir engeldi. Bu engeli aşması yönündeki bölümdeki diğer hocalarımızla giriştiğimiz türlü çabalarımıza rağmen bir türlü yeterince yayın yapmasını sağlayamadık. Ama inanıyorum ki müsveddelerinden, notlarından, bilgisayarından müthiş eserler çıkacaktır. Umarım bununla ilgili bir faaliyet ve organizasyon, ailesinden gerekli izinler alınarak yapılır.

Titizliği, düzeni ve insanüstü çabası kendisini rahatsız ettiğinde soluğu odamda aldığı çok oluyordu. Odamdaki sivilliği ve Çarşamba Pazarı tarzındaki teşrifatı çok seviyordu. Birlikte çayın, sigaranın ve doyumsuz sohbetin dibine vurduğumuz bu zamanlardan bolca nasiplendim çok şükür...Vefat etmeden önceki akşam bölüm iftarı sonrasında sigara içmek için gizlice kaçtığımız odamda 2 saate yakın yaptığımız, sonrasında bölümdeki diğer kaçakların da dahil olduğu sohbetimizin bir veda olduğunu ertesi akşam iftar esnasında aldığımız haberle büyük bir teessürle anladık...

Bu teessüre eşlik eden bir şiir dizesi düştü dilime... O elim günden beri mırıldanıyorum:
"-Sizin hiç babanız öldü mü? Benim bir kere öldü...kör oldum..."

Böylece, Sakarya Sosyoloji'den yorgun bir Hezarfen Alim hakka göçtü...
Allah rahmet eylesin mekanını cennet kılsın...Yorgun Hocamızı ebeden rahat ettirsin inş.

NOT: Çok şükür ki Tayfun Hocama meslektaş gözüyle değil her daim hocam gözüyle baktım. Böylece nasipli öğrencilerinden biri de ben oldum. Gasilhanede bedenine su serptim, cenazesinde ön safta durdum, kabri başında kuran okudum, dualar ettim.
İnna lillahi ve inne ileyhi Raciuvn...
Rabbim merhametiyle muamele etsin. Kıymetli eşi Beyza hanım'a, ailesine, Sakarya Sosyoloji, akademi camiasına, öğrencilerine, cümle sevenlerine baş sağlığı ve sabırlar dilerim...

NOT 2
Hezarfen" (bin fenli/bilgili), Farsça ve Arapça kökenli olup, pek çok farklı disiplinde engin bilgiye sahip polimat/bilim insanı demektir. Wikipedia

Diğer Yazıları

Yorum Yaz