Ey Cemaat… Teravih İmamlarına Biraz Şefkat!
Ramazan geldiğinde camilerimiz bir başka güzelleşir. Minareler kandillerle süslenir, gönüller Kur’ân’ın nuruyla aydınlanır, saf saf dizilen müminler geceyi kıyamla ihya eder. Teravih namazı, Ramazan’ın ruhudur; Kur’ân’la dirilişin, cemaatle arınışın, gözyaşıyla yakarışın en berrak tecellisidir.
Bu başlığı okuyan bazı kardeşlerim belki hayret edecektir: “İmama şefkat mi? Asıl imam cemaate yumuşak davranmalı değil mi?” Zira Allah Resûlü ﷺ şöyle buyurmuştur: “Sizden biri insanlara imamlık yaparsa namazı hafif tutsun; çünkü onların içinde zayıf, hasta ve işi olan vardır.” (Buhârî, 703; Müslim, 467)
Evet, bu hadis imam için açık bir rehberdir. İmam, cemaatine merhametle davranmalı; namazı zorlaştırmamalıdır. Bu, sünnetin açık emridir.
Fakat bu yazıda kastettiğimiz başka bir merhamettir. Bu yazı, imamın arkasında durup onun okumasını sürekli kontrol eden, en küçük duraksamasında müdahale eden, unuttuğunda hemen düzeltmeye koşan, bazen doğruyu bazen de yanlış bir “düzeltme” ile araya giren kimselere yöneliktir.
Evet, teravihlerde “açmak” (fetih yapmak) bilinen bir uygulamadır. İmam unutursa hatırlatılır; açık hata yaparsa düzeltilir. Bu, namazın selameti içindir. Fakat her güzel şey gibi bunun da bir edebi, ölçüsü ve hikmeti vardır.
İmamın Görünmeyen Yükü
Teravih imamı, sadece yatsıdan sonra mihrapta duran kişi değildir. O, sabahın erken saatlerinden itibaren geceyi düşünür. O gün okuyacağı sayfaları tekrar eder. Ayetlerin benzerlerini karşılaştırır. Müteşâbih yerleri kontrol eder. Vakıf ve ibtidâ noktalarını gözden geçirir.
Allah Teâlâ Kur’ân hakkında şöyle buyurur: “Birbirine benzeyen, tekrar tekrar okunan bir kitap…” (Zümer, 23)
Bu benzerlikler, hafız için hem bir nimet hem bir imtihandır. Bir ayetin kelimesi diğerine benzer; bir surede geçen ifade başka bir surede küçük farkla tekrar eder. İşte imam, gün boyu bunları zihninde tartar.
Sonra gece gelir. Cemaat arkasında saf tutar. İmam tekbir alır. O an onun kalbinde iki büyük haşyet vardır: Allah’ın huzurunda durma haşyeti ve O’nun kelamını eksiksiz aktarma sorumluluğu.
Allah şöyle buyurur: “Biz sana ağır bir söz yükleyeceğiz.” (Müzzemmil, 5)
Kur’ân’ı cemaat huzurunda okumak gerçekten ağır bir emanettir. Bir kelimenin değişmesi anlamı değiştirebilir. Bir hareke, manayı tersine çevirebilir. Bu yüzden imam, belki dışarıdan sakin görünse de içinde büyük bir dikkat ve hassasiyet taşır.
O, hata yapmaktan korkar. Unutmaktan çekinir. Yanlış okumaktan haya eder. İşte bu hâl, onun gün boyu yaşadığı manevi yoğunluktur.
Yardım mı, Gösteri mi?
Bütün bu hassasiyetin ortasında bazen imamın arkasında bir kişi vardır ki niyeti yardım değil, adeta fırsat kollamaktır. En küçük tereddütte sesini yükseltir. İmam henüz toparlanmadan araya girer.
Sanki bir hatayı beklemektedir. Sanki imamın tökezlemesi onun için bir sahneye çıkış anıdır.
Bu elbette herkes için geçerli değildir. Nice ihlaslı kardeşlerimiz vardır ki sadece namazın selameti için müdahale eder. Fakat inkâr edilemez bir gerçek de vardır: Bazı kimseler düzeltmeyi bir “gösteri”ye dönüştürebilir.
Resûlullah ﷺ şöyle buyurmuştur: “Ameller niyetlere göredir.” (Buhârî, 1; Müslim, 1907)
Eğer niyet Allah’ın kitabını korumaksa bu büyük bir fazilettir. Fakat niyet kendini göstermek, “Ben hafızım” mesajı vermek, imamı küçük düşürmek ise, bu niyet ameli zedeler.
Teravih bir yarış değildir. Bir hafızlık müsabakası hiç değildir. O, kalplerin Allah’a yöneldiği bir ibadettir.
“Arkamda Akıllı ve Bilgili Olanlar Dursun”
Resûlullah ﷺ bir başka hadisinde şöyle buyurmuştur: “Arkamda akıl ve olgunluk sahibi olanlar dursun.” (Müslim, 432)
Bu hadis, saf düzenine dair önemli bir ilkedir. İmamın arkasında ehil kimseler bulunmalıdır. Çünkü onlar ne zaman müdahale edileceğini, ne zaman susulacağını bilirler.
Her duraksama hata değildir. Her ayet atlaması namazı bozmaz. Bazı fıkhî görüşlere göre – özellikle İmam Ebû Hanîfe’nin görüşünde – namazda ayetlerin sırasını terk etmek namazı bozmaz. Delil olarak şu ayet zikredilmiştir: “Ondan kolayınıza geleni okuyun.” (Müzzemmil, 20)
Dolayısıyla imam bir ayeti atlayıp sonraki ayete geçmişse ve anlamı bozacak bir durum yoksa, her zaman müdahale etmek zorunlu değildir.
İşte bu inceliği ancak ilim ve hikmet sahibi olanlar bilir.
İmamı Düzeltmenin Edebi
İmamı düzeltmenin de bir adabı vardır.
Öncelikle acele edilmez. İmama bir an tanınır. Çoğu zaman imam hatayı fark eder ve kendisi düzeltir.
Eğer uzun süre duraksarsa ve gerçekten unuttuğu anlaşılırsa, o zaman yumuşak bir sesle hatırlatılır.
Eğer açık ve anlamı değiştiren bir hata yaparsa, müdahale gerekir. Mesela “En'amte aleyhim” yerine “En‘amtu aleyhim” diyerek nimeti kendine nispet ederse, bu anlamı değiştirir ve düzeltilmelidir.
Yine kelimeyi bozacak derecede yanlış telaffuz ederse müdahale edilir.
Fakat küçük telaffuz farklılıklarında, anlamı bozmayacak durumlarda, bazen namazın huzurunu korumak daha evladır.
Çünkü Allah: “Allah için huşû içinde durun.”
(Bakara, 238), buyurmaktadır. Huşû, sükûnet ister.
Cemaatin Huzuru Neden Önemlidir?
İmamla düzeltici arasında yaşanan bir ses karışıklığı, bütün cemaati etkiler. Dördüncü veya beşinci saftan yükselen bir ses, saflarda huzursuzluk doğurur. İnsanlar kimin sesini takip edeceğini şaşırır.
Resûlullah ﷺ şöyle buyurmuştur:
“Namaz benim gözümün nurudur.”
(Nesâî, 3940)
Namaz gözün nuruysa, onda huzur olmalıdır. Sürekli müdahale edilen, gerginlik hissedilen bir ortamda o nur azalır.
Teravih, kalplerin dinlendiği bir vakittir. O vakti tartışma havasına çevirmemeliyiz.
Son Söz: Namazımız Rabbimize Lâyık Olsun
Ey mümin kardeşlerim!
İmamlığa en güzel okuyanı, en sağlam hafızı seçelim. Onun arkasında ilim ve hikmet sahipleri dursun. Herkes namazın fıkhını öğrensin. İmamı düzeltmenin de bir fıkhı olduğunu unutmayalım.
Yardım edelim; fakat acele etmeyelim. Düzeltelim; fakat kırmayalım.
Teravihlerimiz Rabbimize lâyık olsun. Saflarımız huzurla dolsun. Namazımız gerçekten “gözümüzün nuru” olsun.
O zaman imam da huzurla okuyacak, cemaat de huzurla dinleyecek, Kur’ân da kalplerimize daha derinden işleyecektir.
Allah Ramazan’ımızı bereketli, teravihlerimizi makbul eylesin.
Âmin.
