Ramazan’ın Dirilişi: Türkiye’de Manevî İklimin Yeniden Yükselişi
Ramazan ayı, sadece takvim yapraklarında yer alan mübarek bir zaman dilimi değil; kalplerin arındığı, toplumun yeniden şekillendiği, rahmetin sokaklara taştığı bir diriliş mevsimidir.
Türkiye’de son yıllarda Ramazan’ın yaşanış biçiminde gözle görülür, sevindirici ve umut verici bir gelişim yaşanmaktadır. Bu gelişim, ne geleneklerimizle çatışan bir yenilik arayışıdır ne de ruhsuz bir gösteriş; bilakis kökleri tarihimize uzanan, özümüzden beslenen ve çağın imkânlarını hayra yönlendiren bir uyanıştır.
Bugün Türkiye’nin şehirlerinde, mahallelerinde, okullarında ve çarşılarında Ramazan’ın izleri daha belirgin, daha canlı ve daha kuşatıcı bir şekilde hissedilmektedir. Bu değişim, sadece dış görüntüde değil; kalplerde, niyetlerde ve toplumsal ilişkilerde de kendini göstermektedir.
Okullarda Ramazan Heyecanı: Nesillerin Manevî Eğitimi
Ramazan’ın en güzel yansımalarından biri, okullarda düzenlenen etkinliklerde görülmektedir. Sınıflar arasında “en güzel Ramazan süslemesi” yarışmalarının yapılması, çocukların bu mübarek aya sadece bir oruç dönemi olarak değil, bir sevinç ve ibadet mevsimi olarak bakmalarını sağlamaktadır.
Sınıflar kandillerle, mahyalarla, hilallerle ve “Hoş Geldin Ya Şehr-i Ramazan” yazılarıyla süslenirken, aslında sadece duvarlar değil; çocukların kalpleri de süslenmektedir. Bu tür faaliyetler, dinî değerlerin pedagojik bir incelikle aktarılmasına vesile olmaktadır. Zira çocuklukta yaşanan bir Ramazan sevinci, ömür boyu unutulmayan bir hatıraya dönüşür.
Bununla birlikte bazı okullarda öğrenciler için iftar programlarının düzenlenmesi de dikkat çekicidir. Çocukların birlikte iftar açması, paylaşma bilincini güçlendirmekte, sabrın ve şükrün değerini öğretmektedir. Bu sofralar, sadece yemek yenilen masalar değil; kardeşliğin, dayanışmanın ve manevî terbiyenin kurulduğu mekteplerdir.
Çarşılarda Ramazan Işığı: Süslemelerin Yaygınlaşması
Geçmişte yılbaşı döneminde yoğun biçimde görülen süslemelerin, bugün Ramazan ayında da yaygınlaşması önemli bir kültürel dönüşümü işaret etmektedir. Artık Türk mağazalarında Ramazan süslemeleri, hilal ve kandil motifleri, mahya tarzı yazılar, “Ramazan Mubarek Olsun” ifadeleri daha sık görülmektedir.
Bu durum, toplumun kendi kimliğiyle barışık olmasının bir göstergesidir. Kendi kutsal zamanını görünür kılmak, onu kamusal alanda yaşatmak, özgüvenli bir medeniyet bilincinin tezahürüdür.
Ramazan süsleri satılan dükkânlar, aslında bir kültürel hafızanın yeniden canlanmasına katkıda bulunmaktadır.
Bu gelişme, başka kültürlerle rekabet etmek için değil; kendi değerimizi koruyarak var olmak içindir. Zira Müslüman toplum, sevincini de hüznünü de kendi inancının ölçüleriyle yaşar.
Sokaklarda Ramazan Coşkusu: Yürüyüşler ve Toplumsal Katılım
Türkiye’nin çeşitli şehirlerinde Ramazan yürüyüşleri düzenlenmesi, ailelerin ve gençlerin sokaklarda hilallerle, kandillerle ve Ramazan yazılarıyla dolaşması, toplumsal bir bilinç oluştuğunu göstermektedir.
Bu yürüyüşler, bir gösteri değil; bir hatırlatma ve bir davettir. Ramazan’ın sadece bireysel bir ibadet değil, toplumsal bir iklim olduğunu vurgular.
İnsanlar birlikte yürürken, aslında aynı duaya, aynı niyete ve aynı rahmete yönelmektedir.
Toplumun farklı kesimlerinin bu tür etkinliklerde bir araya gelmesi, birlik ve beraberliği güçlendirmektedir. Ramazan, böylece sadece camilerin içinde değil, sokakların da ruhunda hissedilmektedir.
Mahalle Kültürünün Dirilişi: Artan Sayıda Davulcu
Ramazan’ın sembollerinden biri olan davulcuların sayısındaki artış da dikkat çekicidir. Özellikle İstanbul’da yaklaşık üç bin davulcunun sahura kaldırmak için görev yapması, gelenek ile modern hayatın uyum içinde yürüyebileceğini göstermektedir.
Davulun sesi, sadece bir uyanma çağrısı değil; asırlık bir kültürün yankısıdır. O ses, geçmişten bugüne taşınan bir kimliğin işaretidir. İnsanları sahura kaldıran bu gelenek, aynı zamanda mahalle dayanışmasını ve komşuluk bağlarını da canlı tutmaktadır.
Modern şehir hayatının yalnızlaştırıcı etkisine karşı, Ramazan davulcusu bir sıcaklık ve aidiyet hissi kazandırmaktadır.
Ramazan’a Saygının Artışı: Toplumsal Hassasiyet
Ramazan’ın en sevindirici gelişmelerinden biri de, oruç tutmayanların dahi bu aya gösterdiği saygının artmasıdır. Gün içinde açıkça yemek yememeye dikkat edenler, toplumun manevî atmosferine zarar vermemeye özen göstermektedir.
Bu durum, dinî bir zorlamadan değil; karşılıklı anlayış ve saygıdan doğmaktadır.
Ramazan, toplumsal nezaketin yükseldiği bir zaman dilimi hâline gelmektedir.
İnsanlar birbirlerinin inancına daha duyarlı davranmakta, ortak değerler etrafında buluşmaktadır.
Bu hassasiyet, toplumsal barışın güçlenmesine de katkı sağlamaktadır.
Gelenekten Geleceğe: Ramazan’ın Yeni Yüzü
Türkiye’de Ramazan’ın yaşanışındaki bu olumlu gelişmeler, bir medeniyet uyanışının işaretleridir. Bu uyanış, geçmişe dönüş değil; geçmişin ruhunu bugünün şartlarında yeniden üretmektir.
Ramazan süslemeleri, okul etkinlikleri, iftar sofraları, yürüyüşler ve davulcular… Bunların her biri, Ramazan’ın sadece bireysel bir ibadet değil; toplumsal bir diriliş olduğunu göstermektedir.
Bugün yapılması gereken, bu güzel gelişmeleri daha bilinçli, daha ölçülü ve daha ihlâslı bir şekilde sürdürmektir. Gösterişten uzak, samimiyetle yapılan her faaliyet, Ramazan’ın ruhuna hizmet edecektir.
Sonuç: Ramazan’ı Yaşatmak, Kendimizi Yaşatmaktır
Ramazan ayı, ümmetin kalbidir. Bu kalp ne kadar canlı atarsa, toplum da o kadar diri olur.
Türkiye’de Ramazan’ın daha görünür, daha coşkulu ve daha bilinçli yaşanması, umut verici bir tablodur.
Bu mübarek ayı sadece bir takvim alışkanlığı olarak değil; bir ahlâk, bir merhamet ve bir bilinç mevsimi olarak yaşamaya devam etmeliyiz.
Çocuklarımızı bu iklimde yetiştirmeli, mahallelerimizi bu ruhla süslemeli, sokaklarımızı bu nurla aydınlatmalıyız.
Zira Ramazan’ı yaşatmak, aslında kendimizi yaşatmaktır.
Ramazan’ı diriltmek, kalplerimizi diriltmektir.
Ramazan’ı büyütmek, geleceğimizi büyütmektir.
Allah bu güzel gelişmeleri daim eylesin, Ramazan’ın bereketini Türkiye’nin her köşesinde artırarak sürdürsün.
