Hayat Oyununda Geç Kalmanın Bedelleri
ÖĞÜT VERMESİNİ BİLENLERİN SON TEMSİLCİSİ
Modern dünyanın özel hayat, özerklik, özgürlük paradigması bireyin kendisine, yapıp ettiklerine dokunulmazlık zırhını sıkı sıkıya giydiriyor... Öyle ki kimse kimsenin tercihlerine, zevklerine, düşüncelerine yanlış da olsa karışamıyor... Öğretmenler öğrencilerine; yeni nesil ebeveynler bile çocuklarına bu telkinlerde bulunamıyor. Kürsülerde vaizler bile cemaatlerine ilişemiyor... Dinin en önemli direktifi böylece atıl kalıyor: Emri bil ma'ruf nehyi anil münker...
Kur'an, varlığına anlam katan formülü bu minvalde özetliyor: "öğüt almasını bilenlere hidayet rehberi olarak" kendisini tanımlıyor... Öğüt almasını bilenlere, öğüt, nasihat, uyarı v.s. bunlara açık olanlara eşsiz bir ışık kaynağıdır Kur'an...
İşte tam bu modern zamanların şımarık, serkeş, free takılan bireylerine, her tür tavsiye, öğüt, nasihat, uyarı karşısında sağır kör dilsiz takılan, bunları varlıklarına karşı bir tehdit olarak algılayan bireylerine Tayfun Hoca hitap etmeyi, o gözleri kulakları açık hale getirmeyi başarabilen türünün son örneği gibiydi.
Şair, bireyin bu kılavuzsuz şaşkınlığını çok iyi resmeder dizelerinde:
"Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana yarabbi / taşınacak suyu göster, kırılacak odunu / kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde / bileyim hangi suyun sakasıyım ya rabbelalemin / tütmesi gereken ocak nerde?" (İ.Özel)
Modern birey bu serkeşliğin girdabında yer yer kaybolur, şaşkınlaşır. Her şeye karşı, kendisine bile yabancılaşır. Ne yapacağını bilemez, yönünü, hedefini, amacını, yolunu ve dahi kendini kaybeder. Şair gibi sorularla kuşanır... Bir dost eline, babacan bir tavra, gülümseyen şefkatli bir yüze ve bilge bir ses tonuna ihtiyaç duyar.
Tayfun Hoca, öğretmenlerin, ebeveynlerin ve dahi vaizlerin sesinin gürültü addedildiği bir zamanın ihtiyaç duyulan sesiydi herkes için...
Burada ve başka platformlarda kendisinden aktarılan anekdotlardan, hatıralardan çıkan en kestirme sonuç: Tayfun Hoca, öğüt, nasihat vermesini bilenlerin son temsilcilerinden olduğudur. Bunları bu zamane ergenlerini incitmeden, kızdırmadan, modern bireyin egosunu kışkırtmadan yapabilmenin türlü incelik ve nezaketini kuşanan yönleriyle Tayfun Hoca tam bir son samuraydı...
HAYAT OYUNUNDA GEÇ KALMANIN BEDELLERİ
Hayata erken katılmak zorunda kalmış eski kuşakların bir travmasıdır oyuna sonradan katılabilmek, oyunu geç yaşlarda keşfetmek...
Psikolojide Hümanistik Yaklaşım diye bilinen kuramın en önemli iki ismi olan Maslow ve Rogers'ın tezlerinin özeti, ihtiyaçları karşılama düzeylerimiz ile kişiliğimizin gelişimi arasında kurdukları doğrusal ilişkilerle ilgilidir. Meşhur İhtiyaçlar Hiyerarşisi Piramidinde ihtiyaçlarını türlü sebeplerle yeterince gideremeyen ya da gereğinden fazla gideren bireyler açısından bu durumun kişilik gelişimlerine olumsuz etkileri bu basamaklarda tek tek gösterilir.
Buna göre, çocuklukta ya da kişilik gelişim basamaklarının bir yerinde karşılanması zorunlu ihtiyaçlar yeterince ve zamanında karşılanmazsa birey sonraki aşamalarda yaşadığı tatminsizlik duygularını bir şekilde telafi etme yoluna gider... Tersi de mümkün: ihtiyaçlar gereğinden fazla karşılanırsa da sorunlar çıkar... Tüm basamaklardan sorunsuz çıkanlar en üst basamak olan Nirvana'ya yani kendini gerçekleştirme (Varoluş) basamağına yükselirler. Ancak, bu basamağa sorunsuz çıkmak çok az insana nasip olur.
Velhasılı, misal olarak, çocukluk, ilk gençlik dönemlerinde oyun ihtiyacını yeterince karşılay(a)mayan bireyler, ileri yaşlarda şartlar oluştuğunda mutlaka telafi mekanizmalarıyla bu eksiği gidermek durumunda kalırlar. Bu telafi mekanizması devreye girdiğinde bireyi, ilerleyen yaşlarında normal seyrinde yürüyen hayatını, altüst eden bazı kararlar almaya sevk edebilir; bireye istikrarla süregiden işlerini, hayatını tepetaklak tersine sonuçlandıracak süreçler yaşatabilir. Herkes için bu süreç çok dramatik sonuçlar üretmez belki, bazı bireyler için de imkânlar, fırsatlar yaratabilir.
Tayfun Hoca, disiplin, düzen, ciddiyet gerektiren, çokça çalışmak zorunda kaldığı bir hayat yaşamış, meslek tercihleriyle, bu tercihlerin inşa ettiği meslek hasarlarıyla ve yapısı gereği de belki de erken büyümek ve yetişkinlerin hayatına katılmak zorunda kalmış olmaklığıyla tahmin ediyorum, oyun ihtiyacını yeterince karşılayamamış bir kuşağın en somut temsilcilerinden biri gibiydi...
Bu yüzdendir ki ilgi alanı, ilerleyen yaşlarda çeşitlenmiş, belki de bir telafi olarak sosyolojiye kaçmış, at biniciliği, spor sosyolojisi gibi serbest zaman etkinliklerine yönelmişti. Bu kaçış, okuma ilgisini de çeşitlendirmişti. Özellikle, mizahı, esprisi bol edebiyat çevrelerinden keyifle bahsederdi. Sıra dışı kişilikleri anlatırken aldığı keyiften adeta kendinden geçerdi. Necip Fazıl, Hilmi Oflaz, Serdengeçti, Kadir Mısırlıoğlu, Neyzen Tevfik gibi marjinal isimlerden, nükteli anekdotlarla ortamı şenlendirir; kendisi bunlardan söz ederken ayrı bir keyiflenirdi... Normal şartlarda Tayfun Hoca disiplini, düzeni ve ciddiyeti bunları tolere etmez sanılırken üstelik...
Sigaralı çaylı sohbetlere davetleri çevirmemesi, kaçak tütün sarma ve içme merakı sadece sigara tiryakiliğiyle açıklanabilir bir durum olamazdı... Tayfun Hoca bu yönüyle geç yaşlarda muzipliği, kuraldışı davranmayı bir oyun olarak keşfetmiş bir telaficiydi sanki. Muhtemelen bendeki düzen karşıtlığı derecesindeki dağınıklığa ve espritüel mizah yönüme karşı olan sempatisi de bundandı... Tayfun Hoca’daki tüm bu kişilik profilinin özellikler toplamı, oyun eksikliği ve telafi mekanizması arasındaki korelasyonla bağlantılıydı sanırım...
