Fatih Terim, Yeni Türkiye'nin Adamı

Fatih Terim, Yeni Türkiye'nin Adamı

 

EURO 2008 Futbol turnuvası sonrası Star Gazetesi’nin Açık Görüş eki için kaleme aldığım bir yazımı Fransa’nın saygın spor gazetelerinden biri olan Courriersport yine aynı yıl  bu başlıkla yorumlayarak yayımlamıştı:

Genellikle geçmişe ait bir figür olarak görülen milli takım teknik direktörü, cesur bir tavır sergilemeyi başardı. Bu da Recep Tayyip Erdoğan’ın başlattığı Avrupa hedeflerini ve yenilenme arzusunu yansıtan bir tutumdu.

Euro 2008, sadece milli takım oyuncularının seçiminde yaşanan bir değişimle değil, aynı zamanda formaların tarzında da yaşanan bir evrimle dikkat çekti. Örneğin, kutsallığı türlü efsanelerle beslenmiş olan yıldız ve hilal armalı klasik formaların yerine turkuaz rengin tercih edilmesi bu Avrupa Şampiyonası’nı farklı kıldı. Bu seçimler – örneğin, kökeni Türk olmayan Mehmet Aurelio veya Colin Kazım gibi oyuncuların milli takıma dahil edilmesi – doğrudan milli takım teknik direktörü Fatih Terim’e aitti.

Peki neden bu değişimlerin mimarı olarak Fatih Terim karşımıza çıkıyor? Oysa kamuoyunda, geleneklerine bağlı, taşralı ve sosyal yükseliş içerisindeki Anadolulu milliyetçilerin tipik bir örneği olarak biliniyor. Neden bu değişim Mustafa Denizli (1996–2000) veya Ersun Yanal (2004–2005) gibi, daha çok kentli moderniteyi, bilimsel yaklaşımı ve Atatürk mirasını temsil eden antrenörler tarafından gerçekleştirilmedi?

Adana doğumlu bu "maço kabadayı"nın ülkemizdeki bu değişimin baş aktörü olması pek de sıradan bir durum değil. Üstelik tarzı, özellikle Galatasaray’daki döneminde Türk spor camiasında kimi tartışmalara yol açmıştı. Ancak bu kişi, 2000 yılında (Galatasaray UEFA Kupası’nı kazandığında) Türk futbolunu yücelten kişi olmuş, Fiorentina ve AC Milan gibi prestijli iki kulübü çalıştırarak Avrupa deneyimi kazanmıştı.

Açılımın Simgesi

İşte bu dönemden itibaren Fatih Terim gerçekten de öncü bir vizyona yöneldi; Berlusconi gibi giyinmeye başladı, İtalyanca öğrendi ve yabancı oyuncuları transfer etti. Daha önceki imajı, en karikatürize milliyetçilerle özdeşleştirilen biri olarak, bir anda dünyaya daha açık hale geldi.

Bazı ünlü Türk spor yazarlarının milli takıma yabancı oyuncular alınmasını eleştirmeleri, Avrupa’da ve futboldaki küreselleşme sürecinde yaşanan gelişmelerle çelişen, ürkek ve muhafazakâr bir tutumu yansıtıyordu. Bu eleştiriler, tıpkı muhalefetin Avrupa politikalarına ve AKP hükümetinin başlattığı özelleştirme sürecine yönelik eleştirilerini andırıyordu. Fatih Terim hakkında üretilen “vatana ihanet” senaryoları, AKP’nin “ülkeyi yabancılara satıyor” söylemleriyle aynı zihniyetin ürünleriydi.

Politikada (insan hakları, özelleştirmeler, Avrupa Birliği’ne katılım süreci) ve sporda yeniliği temsil edenlerin sırasıyla Recep Tayyip Erdoğan – halkın Cumhurbaşkanlığına layık görmediği Kasımpaşalı çocuk – ve Galatasaray’ın başlangıçta Avrupa vizyonuna uymadığı düşünülen Fatih Terim olması tesadüf değildir.

Dün Avrupa ya da Batı kelimeleri duyulduğunda köpürenler, bugün bir tür muhafazakârlığa çekilmişken, bir zamanlar "tepeden tırnağa tepkisel" görülen ve "çevre"den gelen, güvenilmeyen eski figürler bugün değişimin kendisini temsil ediyor. 

 AydınAktay
19.09.2008, Star (İstanbul)

 

Söz konusu yazımın Star Açık Görüşteki  orijinal tam metni ise şu şekildeydi:

                DEVŞİRMELER Turnuvası: EURO 2008

Küreselleşmenin sınırları tehdit eden: renk, dil, din ayrımını; zevk, tercih, ilgi farklılıklarını neredeyse ortadan kaldırarak toplumları ve kültürleri homojenliğe mahkûm eden ve kitle kültürü üretme hedefinin sonuçları Euro 2008 Turnuvası’nda ilginç enstantaneler doğuruyor. Polonya asıllı Podolski’nin Alman milli takımı formasıyla Polonya milli takımına karşı bir diğer Polonya asıllı Klose’nin asistleriyle 2 gol birden atması ertesinde Hakan Yakın’ın İsviçre formasıyla mili takımımıza attığı gol ve Gökhan İnler’le Eren Derdiyok’un İsviçre formasıyla milli takımımıza karşı sergiledikleri performansları oldukça dikkat çekiciydi. 

 

Brezilya’lı Aurelio’nun üstünde “Mehmet” yazılı formasıyla seronomilerde önce İstiklal marşına eşlik etmesi ve spor medyasının tabiriyle bir “Mehmetçik” gibi milli takımımız için ter dökmesi, takımımızda yer alan bir başka devşirme isim olan Colin’in, Kazım Kazım olarak aynı performansı sergilemesi yine bu minvalde hatırlanması gereken enstantaneler arasında.

 

Futbolda son birkaç yıldır bu tarz devşirme futbolcu oynatmadaki gözle görülür artışın nedenleri üstünde durulmalı mı? Bu soruya cevap aramadan önce geçmişte de İtalyan asıllı Schifo’nun Belçika; Türk asıllı oyuncular, Kubilay Türkyılmaz ve Murat Yakın’ın İsviçre; Mehmet School’un Alman milli takımı formasıyla boy gösterdiğini hatırlatmakta fayda var.  Önder Turacı’nın Belçika; Mustafa Doğan’ın Alman milli takımıyla adlarının öteden beri anıldığı bir gerçek.  Ancak bu turnuvayla bu durumun artık ne kadar kanıksandığı ve giderek nasıl bir Avrupa’ya ya da daha büyük bir genellemeyle dünyaya yol aldığımız hakkında öngörü yapma olanağı buluyoruz.

 

Avusturya milli takımında Ümit Korkmaz ve yedek kaleci Ramazan’ın bulunması yanında Polonya, Hollanda ve Alman hatta Rusya milli takımlarında siyahi oyuncuların varlığı da artık normalleşiyor. Fransız milli takımının yarısının Müslüman oyunculardan oluşması da bu konudaki ilginç başka bir anekdot.

 

Tüm bu manzaralar, Euro 2008’i geçmişteki diğer turnuvalardan ayırt ediyor. Her maç sonunda milli takımların yediği gollere ortak tepkiler yükseliyor neredeyse “evlat kurşunu yedik” şeklinde. Artık futbolcu için futbolun en mutlu anı olan gol atmak, bir acıya dönüşüyor fotoğraf karelerinde. Bunun göstergesini Podolski ve Hakan Yakın’ın yüz hatlarında görebiliyor futbol izleyicisi. Bu görüntüler, Avrupa’nın nasıl bir kimlikleştirme sürecine girdiği, küresel ölçekte dünyanın nasıl bir ulus, din, dil yapısına doğru yol aldığının göstergeleridir.

 

Lejyonerlerin bolca yer aldığı ulusal takımların, uluslar arası arenadaki mücadelelerini kanıksamış futbol izleyicilerinin, milli kimliğin en önemli temsil platformu olan milli takımda devşirmelerle kazanacağı başarının ne derecede tadını alacağı ya da bunun kendilerine nasıl bir haz, gurur veya bilinç kazandıracağı büyük bir sorun gibi görülse de ülkeler artık marka değeri, tanıtım, popülarite gibi öncelikleri öne çıkardıklarından ve modern dünyada ulusal kimliği temsil eden vatandaşların da yavaş yavaş bu sürece entegre olmalarından kaynaklanan bir uyum da yok değildir. Artık uluslar için önemli olan, bir bayrak altında kimlerin mücadele ettiği değil mücadele sonunda ülkenin tanınması, marka değeri haline gelmesidir. Liberalizmin, çatışmaları dıştalayan, heterojenliği lanetleyen; herkesi homojenleştiren bu yönünün kapitalist sermayeye ne tür kazanımlar getireceği uzun vadeli bir yatırımın planlanması olarak artık ortadadır. Dev bir endüstri olan futbolun bu yönü gerçekte buraya doğrudur.

 

Euro 2008 Futbol Turnuvasında alışıldık kalıplar sadece futbolcu seçimlerinde kırılmıyor, ülkelerin milli forma seçimlerinde de bu ezber bozuluyor. Bu konuda kutsiyetine dair menkıbeler uydurulan ay-yıldızlı klasik milli formamızın yerinde turkuaz renkli formalar da bu turnuvada Türk spor kamuoyunda tartışmalara yol açan ve ezber bozan bir görüntü sergiliyor. Üstelik her iki değişimde de milli takımlar teknik direktörü Fatih Terim’in başta bulunuyor olması tesadüf müdür? Türk spor kamuoyunda daha çok “gelenekselliği taşralılığı, milliyetçi retoriği ve Anadolu’dan yükselen bir sınıfın temsilcisi” imajı ile Terim’e kısmet olan bu değişim hamlelerinin neden Denizli, ya da Yenal gibi “çağdaşlık, yenilikçilik, şehirlilik kültürü, bilimsellik ve Atatürkçü Türkiye” retorikleri ile imajları çizilen teknik direktörler dönemine denk gelmemesi ilginçtir.

 

Ülkemizin bu değişime ayak uydurma çabasının baş mimarı olarak Fatih Terim portresi’nin karşımıza çıkması ilginçtir. Türk kamuoyunda imajı “Adanalı maço erkek, kıvrılmış topuklu sokak kabadayısı” olarak bilinen ve bu yönleri nedeniyle GS camiasında ve spor kamuoyunda dönem dönem tartışılan Terim, 2000 de “Fatih’in Aslanları” deyimini yerleştiren müthiş performansı ile ülke sınırları dışına yayılan ününü pekiştiren İtalya’daki üst düzey takımlarda hocalık deneyimi yaşamış, Avrupa görmüştür. O dönemden sonraki Terim’de bir Berlusconi tarzı giyim kuşam, İtalyancaya merak, milli takımlara devşirmeler alarak bu sürece uyum sağlama çabalarında öncü olma gibi bir vizyon yapışmıştır. Eskilerde Mehmet Ağar ve avanesi ile milliyetçiliğin dibini bulmuş, derin işler görmüş Terim, artık enternasyonal biridir. Terim, küresel futbol endüstrisinin Türkiye’de öteden beridir yerleştirmeye çalıştığı değerlerle uzlaşmaya çalışan ve bunu takip eden bir beyindir aslında. Her ne kadar meşhur İsviçre maçı rezaleti esnasında bunu unutarak bir tarih kahramanı edasıyla “aslanlarını” tekmeleri ile İsviçreli futbolcuların üzerine salma motivasyonunun mimarı olsa da yeni Terim bu değildir. Yeni Terim, spor yorumcularının gerçekte yenilikçiliğe prim tanıdığını söyleyen Kazım Kanat ve Hıncal Uluç gibi spor yorumcularının eleştirdiği Terim’dir.

 

Özellikle Kazım Kanat’ın, Aurelio’nun milli yapılması konusunda Fatih Terim’i neredeyse vatan haini ilan eden serzenişi, “70 milyonluk Türkiye’de Türk genci mi bulamadın?” diyerek AB süreci ve küresel futbol kültürünün yeni seyrine karşı bir yenilikçi tavır gibi değil de muhafazakar bir tavır olarak düşünülecek tepkiler sergilemesi ilginçtir. Bu tarz tepkileri, AKP’nin özelleştirme ya da AB politikalarına karşı yapılan muhalefetin retoriğinde görürüz sanki. Fatih Terim için üretilen “vatan hainliği” senaryoları ile AKP için iddia edilen “ülkeyi yabancılara peşkeş çekiyorlar” sözleri aynı kafadan çıkma gibidir. Bu tarz yorumları bir başka kalem Hıncal Uluç ta da görmek mümkün. Futboldaki bu yeni duruma, değişime karşı yazılan eleştirel yazı ve yapılan yorumlar değerlendirildiğinde bu tarz yorumların spor medyasının belli kesimlerine hakim bir zihniyetin ürünü olduğu da görülür. Hakan Şükür’ün peşini yıllardır takip eden bu zihniyet, kendi ülkesinde istavroz çıkararak ve neredeyse bir ayine dönüşen ritüellerle maça başlayan Hıristiyan ya da Yahudi futbolculara karşı hoşgörü kaleleridir. Geçen sezonu hatırlarsak, Trabzonspor ile Sivaspor arasındaki yarım kalan maçta pozisyon gereği rakibi İsrail asıllı Balili’ye sert giren Mısır’lı Ayman’a yönelik bu zihniyetin linç girişiminin kurbanı ve de mağduru Trabzonspor olmuştu. Olay bu zihniyet tarafından bir “Arap İsrail savaşı” şeklinde yansıtılmıştı.

 

Türkiye de son dönemlerde yapısal anlamda, gerek insan hakları gerekse özelleştirmeler ve AB ye geçiş sürecindeki reformların, değişmelerin mimarı olarak öne çıkan bir siyasi lider portresi olarak Recep Tayip Erdoğan’ın adının öne çıkması ile Türk sporunda devrim niteliğindeki bu yenilik hamlelerinin mimarı olarak Fatih Terim isminin öne çıkması konusu üzerinde daha derin değerlendirmeleri hak ediyor.

Artık eskiden her yeniliğe mesih gibi yapışan, spor seyircisini aydınlatmayı kendilerine misyon bellemiş, Avrupa ya da Batı denilince ağızlarının suyu akanların muhafazakarlaştığını; yeniliklerin öncülerinin ise eskiden muhafazakar, şehirli olmaları ve yadırganan taşralı insanlar oldukları görülüyor. Bu durum, Türk siyasetinde İdris Küçükömer’in yıllar önce Türk soluna ve sağına yönelik “Türkiye de sol, sağı; sağ da solu temsil ediyor” şeklinde özetlenecek veciz öngörüsünü doğruluyor. Bu sahne tanıdık bir başka sahneyi anımsatıyor doğrusu. Aktörleri isim olarak değişse de zihniyet olarak aynı değil mi? Recep Tayip Erdoğan’ın AB ve küreselleşme, insan hakları konusunda sergilediği performans ve bu yola taş koymaya çalışanların performansı ile Adanalı Fatih Terim’in Colin Kazım’ına Aurelio’suna tahammül edemeyenlerin; Kasımpaşalı Recep Tayip Erdoğan’a yakıştırılmayan Çankaya’nın; Fatih Terim’e de yakıştırılmayan Galatasaray başkanlığı veya milli takım patronluğuna karşı çıkanların performansı aynı zihniyetin taş koyması olarak değerlendirilebilir mi bilinmez ama bilinen bir gerçek şu ki: Fatih Terim, hiç gereği yokken Auerelio’ya marş ezberletip söyleterek ve Mehmet ismini formasına yazdırarak bu çevrelere bunu şirin göstermek zorundadır. Anlaşılan o ki Recep Tayip Erdoğan’a “ben değiştim” dedirten zihniyet futbola da hakim…

 

Diğer Yazıları

Yorum Yaz