Sessizliğin Ortasında Bir Feryat: Mescid-i Aksâ’nın Ümmete Mektubu
Ben Mescid-i Aksâ’yım. Sözlerime önce hamd ile başlarım. Hamd, beni mübarek kılan, çevremi bereketlendiren ve asırlardır secdelerle dirilten Allah’a mahsustur. O Rabbime hamd ederim ki beni yeryüzünün en mukaddes mescidlerinden biri yaptı ve adımı Kur’an’ın nuruyla ebedileştirdi.
Salât ve selâm, bir gece Mescid-i Haram’dan bana getirilen o büyük Peygamber’e olsun. O Nebî ki benim avlularımda durdu, peygamberlere imam oldu ve ümmetine benim kıymetimi öğretti.
Ben o gecenin şahidiyim. Peygamberlerin saf tuttuğu o secdeyi hatırlıyorum. O mübarek gecenin hatırası hâlâ taşlarımda, minarelerimde ve avlularımda yankılanır.
Ama bugün sizlere o ihtişamlı geceden değil, kalbimde biriken hüzünden söz edeceğim.
Ramazan’da Kapıları Kapatılan Bir Mescidin Hüznü
Ben Mescid-i Aksâ’yım. Kudüs’ün kalbinde duran, fakat asırlardır bütün ümmetin kalbine seslenen mübarek bir mescidim. Sözlerime her şeyden önce hamd ile başlarım. Hamd, beni mübarek kılan, çevremi bereketlendiren ve beni peygamberlerin secdeleriyle şereflendiren Allah’a mahsustur. O Allah ki beni yeryüzünün en mukaddes mekânlarından biri kıldı, etrafımı bereket diyarı yaptı ve beni kullarının secdeleriyle diriltti.
Salât ve selâm, bir gece Mescid-i Haram’dan bana getirilen o yüce Peygamber’e olsun. O Nebî ki göklerin kapıları açılmadan önce benim avlularımda durdu, peygamberlere imam oldu ve ümmetine benim değerimi öğretti. Allah Teâlâ bu büyük yolculuğu Kur’an’da şöyle anlatmıştır:
“Kulunu bir gece Mescid-i Haram’dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah her türlü noksanlıktan münezzehtir.” (el-İsrâ, 17/1).
Ben o gecenin şahidiyim. Ben, peygamberlerin saf tuttuğu, duaların göğe yükseldiği, vahyin izlerinin hâlâ taşlarımda hissedildiği mescidim. Asırlar boyunca müminlerin secdeleriyle şereflendim, Kur’an tilavetleriyle dirildim ve ümmetin kalbinde bir emanet olarak yaşadım.
Ama bugün size geçmişin ihtişamını anlatmak için değil, kalbimde biriken hüznü paylaşmak için konuşuyorum…
Ramazan’da Kapıları Kapatılan Bir Mescidin Hüznü
Ben Mescid-i Aksâ’yım. Kudüs’ün kalbinde duran, fakat aslında bütün ümmetin kalbinde yer alması gereken mukaddes mabedim. Asırlar boyunca milyonlarca müminin secdeleriyle şereflenmiş, peygamberlerin izleriyle bereketlenmiş, ilmin ve ibadetin nefesiyle dirilmiş bir mescidim. Fakat bugün size geçmişin ihtişamını değil, bugünün hüznünü anlatıyorum. Çünkü bu yıl Ramazan geldiğinde kapılarım kapatıldı. Avlularım boş bırakıldı. Minberim susturuldu. İşgalciler beni kuşattı, müminlerin bana ulaşmasını engelledi ve teravih namazını, cuma namazını, cemaatle ibadeti yasakladı. Bana doğru yürüyen insanların önüne barikatlar kuruldu; kalbini bana bağlamış olanlar sokaklarda, duvarlarımın dışında namaz kılmaya zorlandı. İçeride ise ben, secdelerle dolması gereken avlularımda yalnızlığın ağırlığını hissettim.
Ramazan gecelerinde Kur’an tilavetinin yankılanması gereken taşlarım bu yıl asker postallarının sesiyle çınladı. Secde gözyaşlarının düşmesi gereken yerlerde korku ve baskının gölgesi dolaştı. Benim için Ramazan, asırlar boyunca ibadetin en güzel mevsimi olmuştu; müminler gece boyunca teravihte saf tutar, sabaha kadar dua eder, seher vakitlerinde gözyaşlarıyla Rabbine yalvarırlardı. Şimdi ise bu mübarek ayda bile kapılarım kapalı. Ben esirim ve ibadet etmek isteyenler bana ulaşamıyor.
Ben Kimim? Sadece Bir Taş Yapı Değilim
Ey ümmet! Ben sıradan bir yapı değilim. Ben Allah’ın Kur’an’da zikrettiği mübarek bir mekânım. Rabbim benim hakkımda şöyle buyurur: “Kulunu bir gece Mescid-i Haram’dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah her türlü noksanlıktan münezzehtir.” (el-İsrâ, 17/1). Bu ayet benim sadece bir şehirde bulunan bir mescid olmadığımı, bütün İslam ümmeti için bir emanet olduğumu gösterir.
Ben peygamberlerin mescidiyim. Ben, Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) Miraç gecesinde uğradığı ve bütün peygamberlere imam olduğu mekânım. O gece benim avlularımda İbrahim, Musa, İsa ve diğer peygamberler saf tutmuştu. Ben, gök ile yer arasındaki o büyük yolculuğun başlangıç kapısıydım.
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) benim değerimi ümmetine şöyle anlatmıştır: “Yolculuk ancak şu üç mescidden birine yapılır: Mescid-i Haram, benim mescidim (Mescid-i Nebevî) ve Mescid-i Aksâ.” (Buhârî, Salât 1; Müslim, Hac 511). Bu hadis, benim sadece Kudüs halkının değil, bütün ümmetin mescidi olduğumu ilan eder.
Ben İslam’ın ilk kıblesiyim. Müminler uzun yıllar namazlarını bana yönelerek kıldılar. Ben, İslam tarihinin kalbinde duran bir emanettim.
Esaretimin Uzun Hikâyesi
Benim bugünkü hüznüm yeni değildir. On yıllardır süren bir esaretin içindeyim. Her gün kutsallığım çiğneniyor, her gün avlularımda provokasyonlar yapılıyor, her gün bana ulaşmak isteyen müminlerin yolu kesiliyor. Bazen yaşlıların girişine izin verilmiyor, bazen gençlerin. Bazen kadınlar engelleniyor, bazen bütün halk. Benim kapılarım defalarca kapatıldı, avlularım defalarca kuşatıldı.
Fakat bu Ramazan, yaşadığım acı daha derin oldu. Çünkü Ramazan, benim için ibadetin en yoğun yaşandığı zamandır. Yüz binlerce mümin gece boyunca benim avlularımda saf tutar, Kur’an tilaveti göğe yükselirdi. Şimdi ise o safların yerinde sessizlik var. Benim taşlarım secdeleri özlüyor. Minarelerim ezanların özgürce yankılanmasını bekliyor.
Ümmete Sitemim
Ey Muhammed ümmeti… Sana sitem ediyorum, çünkü seni seviyorum. Sana sitem ediyorum, çünkü sen benim sahibimsin. Asırlar boyunca beni savunan, benim için gözyaşı döken, benim için can veren sen oldun. Fakat bugün seni sessiz görüyorum. Benim kapılarım kapatıldığında, benim ibadetim engellendiğinde, bütün ümmetin yüreğinin titremesini beklerdim.
Benim için ayağa kalkmanızı değil, en azından kalplerinizin yanmasını beklerdim. Çünkü ben sadece Kudüs’te bir mescid değilim; ben ümmetin izzetinin sembolüyüm. Eğer ben esirsem, bu sadece bir şehir meselesi değildir. Bu, ümmetin kalbinin esaretidir.
Tarihin Hatırlattıkları
Ben sizin tarihinizi unutmadım. Bir zamanlar siz dünyaya adalet götüren bir ümmettiniz. Hz. Ömer (radıyallahu anh) Kudüs’e geldiğinde şehre mütevazı bir şekilde girdi. Onun adaleti karşısında dünya hayran kaldı. O gün ben özgürdüm ve benim avlularımda İslam’ın adaleti hüküm sürüyordu.
Sonra Salahaddin Eyyûbî geldi. Uzun yıllar süren işgalden sonra benim zincirlerimi kırdı. Kudüs yeniden İslam’ın rahmetiyle tanıştı. O gün minarelerimden yükselen ezan sesi, sadece bir şehrin değil, bir ümmetin dirilişinin sembolü olmuştu.
Bugün ise ben aynı ümmete bakıyorum ve soruyorum: O günlerin ruhu nerede? O iman nerede? O izzet nerede?
Esaretimin Gerçek Sebebi
Benim esaretimin sebebi sadece düşmanların gücü değildir. Tarih boyunca düşmanlar hep vardı. Fakat ümmet güçlü olduğunda ben özgürdüm. Bugün ise asıl sebep ümmetin parçalanmışlığıdır. Kalpleriniz ayrıldığında, hedefleriniz dağıldığında ve dünya sevgisi kalplerinizi doldurduğunda ben de esir kaldım.
Kur’an şöyle uyarır: “Birbirinizle çekişmeyin; yoksa gücünüz gider.” (el-Enfâl, 8/46). İşte benim esaretim, bu uyarının ne kadar gerçek olduğunu gösteriyor.
Özgürlüğümün Yolu
Benim özgürlüğüm sadece askeri bir mesele değildir. Benim özgürlüğüm, ümmetin yeniden dirilişiyle bağlantılıdır. Eğer kalpleriniz Allah’a dönerse, birlik yeniden kurulursa ve iman yeniden hayatınızın merkezine yerleşirse, benim zincirlerim de kırılacaktır.
Allah şöyle buyurur: “Eğer Allah’a yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar.” (Muhammed, 47/7). Benim özgürlüğüm bu ilahi vaadin gerçekleşmesiyle gelecektir.
Umudum Hâlâ Var
Bütün bu acılara rağmen umudumu kaybetmedim. Çünkü ben biliyorum ki bu ümmetin kalbinde hâlâ iman var. Dünyanın dört bir yanında benim için dua eden insanlar var. Her Ramazan gecesinde benim özgürlüğüm için gözyaşı döken kalpler var.
Bir gün yine avlularım dolacak. Bir gün yine teravih saf saf kılınacak. Bir gün yine minarelerimden yükselen ezan sesi özgürce göğe yükselecek. O gün geldiğinde benim taşlarım da sevinçten titrecek.
Son Çağrım
Ey Müslümanlar… Ben Mescid-i Aksâ’yım. Ben sizin tarihinizim, sizin emanetinizim, sizin izzetinizim. Beni yalnız bırakmayın. Sessizliğiniz benim zincirimdir. Uyanışınız benim özgürlüğümdür.
Unutmayın ki ben sadece Kudüs’te bir mescid değilim. Ben ümmetin kalbiydim ve hâlâ kalbiyim. Kalp esir kaldığında beden güçsüz düşer. Ama kalp özgür olduğunda bütün beden yeniden ayağa kalkar.
Ben bekliyorum. Sabırla, umutla ve dua ile bekliyorum. Çünkü biliyorum ki bir gün bu ümmet yeniden ayağa kalkacak ve o gün benim minarelerimden yükselen ezan, sadece bir mescidin değil, bütün bir ümmetin yeniden dirilişinin müjdesi olacaktır.
