Bir Kürk Mantodan Bir Darbeye: İran’ın Hikâyesi
Levy: Britanyalı teknisyenlerin Abadan'ı terk etmesi halinde orayı sizin işletmek zorunda kalacağınızın farkında mısınız?
İranlılar: Evet.
Levy: Britanyalılar olmadan orayı işletemeyeceğinizin farkında mısınız?
İranlılar: Evet.
Levy: Böylece İran petrolü bir daha dünya pazarına çıkamayacak?
İranlılar: Evet.
Levy: Ve eğer İran petrolü üretilemezse, İran hazinesine para da gelmeyecek?
İranlılar: Evet.
Levy: Ve eğer paranız olmazsa mali ve ekonomik bir kriz olur, bu da komünistlerin güçlenmesi demektir?
İranlılar: Evet.
Levy: Öyleyse bunun için ne yapmayı düşünüyorsunuz?
İranlılar: Hiçbir şey.”
Bu diyalog, Muhammed Musaddık döneminde, petrol krizinin en yoğun yaşandığı süreçte, Amerikalı petrol uzmanı Walter Levy ile Tahran sokaklarında karşılaştığı İranlılar arasında geçen çarpıcı bir konuşmadır. Aslında sokaktaki halkın ilk etapta umursamaz görünen bu tavrı ile siyasal liderliğin tavrı arasında bir fark yoktur. Hatta daha isabetli bir ifadeyle, halkın tavrı, Muhammed Musaddık’ın siyasal duruşunun sahadaki yansıması olarak değerlendirilebilir.
1950’li yıllarda İngiliz emperyalizminin çıkarlarına hizmet eden petrol şirketleri ile Muhammed Musaddık arasında yürütülen müzakereler giderek tıkanma sürecine girmiştir.Aslında ortada müzakare edilecek bir konu da yok. Musaddık ne pahasına olursa olsun İran petrollerini millileştirme konusunda kararlıdır. ABD heyetiyle birlikte Tahran’a gelen Walter J. Levy, İran’ın Abadan’daki rafineriyi kendi imkânlarıyla işletmesi durumunda karşılaşacağı ciddi sorunlara dikkat çekmiş; teknik personel eksikliği, taşıma altyapısının yetersizliği ve petrol gelirlerinin kesilmesinin doğuracağı ekonomik kriz gibi unsurları defalarca dile getirmiştir. Buna karşılık Muhammed Musaddık’ın yaklaşımı bütünüyle farklıydı. “Ona göre, İran özgürlüğünün kutsal bir anını yaşıyordu… Bu olağanüstü anda rafinerinin yönetimi veya tanker kapasitesi hakkındaki detaylar onun için konuyla ilgisi olmayan gülünç şeylerdi.”
1950’li yıllarda gerek Muhammed Musaddık’ın gerekse İran halkının sergilediği tavır, uzun yıllar İngiliz emperyalizminin doğrudan etkisi altında kalmış bir ülkenin, bedeli ne olursa olsun bu tahakküme boyun eğmeyeceğini ilan ettiği tarihsel bir kırılma anına işaret etmektedir. Bu süreçte mesele öncelikle siyasal egemenliğin ve ulusal onurun yeniden tesis edilmesiydi. Bu direniş karşısında, Musaddık’ı görevden uzaklaştırmak amacıyla Şaj Rıza Pehlevi’yi ikna etmeye çalışan İngiliz ve Amerikalı yetkililer, farklı siyasal ve diplomatik araçlara başvurmuşlardır. Nihayetinde 1953 İran Darbesi’ne uzanan bu süreçte, İran kamuoyunda derin izler bırakan pek çok hadise yaşanmıştır.
Darbe öncesinde Şah Rıza Pehlevi’yi ikna etmeye yönelik girişimlerden biri ibretliktir. Şah üzerinde etkili olduğu bilinen ikiz kız kardeşi Prenses Eşref Pehlevi, Paris’ten Tahran’a getirilir ve kendisinden Musaddık’ı görevden alacak belgeyi imzalaması için kardeşini ikna etmesi istenir. Peki ne karşılığında? Anlatılanlara göre, Britanyalı ajanlar Prenses Eşref’in bu işbirliğini sağlamak için ona bir miktar nakit para ve lüks bir mink kürk teklif etmişlerdir.
Koca bir ülkenin kaderi, bir kürk mantoya satılmak istenmiştir. Prenses başarılı olamamıştır; ancak bu, Şah’ın kız kardeşinden daha onurlu olmasından değil, ederinin daha yüksek olmasından biraz da korkularının daha ağır basmasından kaynaklanmıştır. Şah, eğer operasyon başarısız olursa tahtını kaybedeceğinden endişe etmektedir. Nihayetinde kendisine yeterli güvenceler verildikten sonra o da ikna edilmiş; ancak korktuğu da başına gelmiştir. İlk darbe girişiminin başarısızlığa uğramasının ardından Şah kendi kullandığı bir uçakla ülkeyi apar topar terk etmek zorunda kalmıştır.
1953 yılına gelindiğinde Muhammed Musaddık hükümeti, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri’nin desteğiyle gerçekleştirilen bir operasyon sonucunda devrilmiştir. Operasyon Ajax olarak bilinen ve CIA ile MI6 tarafından yürütülen bu süreçte, sahada Amerikan eski başkanlarından Roosevelt’in yeğeni olan CIA görevlisi Kermit Roosevelt Jr. tarafından organize edilmiştir. Bu operasyon aynı zamanda Amerika’nın “yabancı bir ülke hükümetini ilk devirişiydi ve sonraki yıllar için bir örnek oldu.”
Roosevelt Jr. “Tahran'daki bir villada operasyonu idare ediyordu. İran’da onlarca yıldır süregelen İngiliz müdahaleciliği ve buna sonradan eklenen CIA faaliyetleri, Kermit’e son derece elverişli bir zemin sunuyordu. Bu zeminin içinde, Amerika’nın hizmetindeki İran istihbaratının uzun yıllar boyunca rüşvetle oluşturduğu; politikacılar, askerler, din adamları, gazete editörleri ve sokak çetesi liderlerinden oluşan geniş bir ağ yer alıyordu. CIA bu ajanlara her ay on binlerce dolar ödüyor, onlar da bunun her kuruşunu hakediyorlardı. Darbenin gerçekleştirildiği sene Başbakan Musaddık'ın CIA'dan rüşvet alan bir molla, bir gazeteci ya da bir politikacı tarafından suçlanmadığı tek bir gün bile geçmiyordu. Netice itibariyle ilk girişimin başarısızlığa uğramasının ardından gerçekleştirilen ikinci darbe bu kez sonuç verir; Musaddık tutuklanır ve askerî mahkemede yargılandıktan sonra vatana ihanetten suçlu bulunur. Şah yeniden ülkeye döner.
İran 1950’li yıllarda işte böyle bir acı tecrübe yaşamıştır. İran’ın yakın dönem tarihsel hafızası, ve emperyalizme karşı verilen mücadele, bu tavrın arka planını oluşturur. Bu süreçte İranlılar onurunu kaybetmenin ne demek olduğunu da dış müdahalelerle şekillenen bir iktidarın ülkeye geri dönüşünün nasıl bir bedel doğurduğunu da bizzat tecrübe etmiştir. Tüm bunlar unutulamayacak kadar yakın bir dönemin hafızasıdır. Bu yüzden bugün yaşananlar, geçmişin izlerini taşıyan, hafızada yankılanan tanıdık bir hikâyenin yeniden sahneye konuluşudur. Yani bir tarafta özgürlük nutukları atan bir Amerikan Başkanı, öte tarafta ise o günleri bizzat yaşamış, hafızası hâlâ diri bir halk…
Savaşın başlangıcında, bu halkın bir kez daha aynı oyuna geleceği umuluyordu. Şah da sanki bir karşılığı varmış gibi orada burada demeçler veriyordu. Ancak artık o günlerin İran’ı yok. Savaşın başlangıcında, CİA tarafından satın alınmış olması muhtemel, Şah posterleri taşıyan ve İsrail bayrakları dalgalandıran birkaç küçük grup dışında, bu yönde kayda değer bir toplumsal destekten söz etmek mümkün değildir.
Musaddık hikâyesi, İran’da basit bir hatırlanış değildir; bedel ödenmiş, kayıplar verilmiş ve bunların anlamı derinlemesine kavranmış bir tecrübenin hafızada bıraktığı izdir. Yetmiş beş yıl önce verilen “hiçbir şey” cevabı, boyun eğmemek, geri adım atmamak, dayatılanı kabul etmemekti. Bu hafıza, yıllar sonra yaşanan devrimle de pekişmiş ve bir toplumun siyasal refleksine dönüşmüştür. Bugün Tahran sokaklarında tepelerinden bombalar yağarken insanların tavrında aynı cevabın yankısı vardır. Demek ki bazı cevaplar, zamanla bir halkın karakterine dönüşebilmektedir.
Not: Bu yazıda ele alınan olayların ayrıntıları için bkz. Stephen Kinzer (2004). Şah’ın Bütün Adamları, İletişim Yayınları
Abrahamian, E. (2013). The coup: 1953, the CIA, and the roots of modern U.S.–Iranian relations. The New Press.
